• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/meram01
  • https://twitter.com/yilmaz_ari
Dr. Yılmaz ARI

Üyelik Girişi
Hz. Ali'den Özlü Sözler

Fasık ve günahkar kimselerle arkadaş olmaktan kaçın, çünkü kötülük
kötülüğe kavuşur.

Faziletlerin başı
ilimdir.

Fazilet sahibinin kıymetini, ancak fazilet
sahibi bilir.

Fazla yemek ve yemek üstüne yemekten
kaçının. Zira fazla yiyen kimse fazla hasta olur.

Fırsat karınca yürüyüşü ile gelir, yıldırım hızı ile
gider.

Fırsat yaz bulutu gibi gelip geçer, elinize
geçtiğinde faydalanmasını  bilin.

Fikir
çatışmalarından hakikat çıkar.

Fikir sahibi her
şeyden ibret alır.
 
*********************************

Garip, dostu olmayan kimsedir.

Gazap ve öfkeden kaçınınız. Çünkü onun başlangıcı delilik ve sonu
ise pişmanlıktır.

Gece ile gündüz seni işlerler.
Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor, sen de onlardan bir şey
koparmaya bak.

Geçimini mertçe kazanmaya çalış.
Nefsini alçaklıktan koru ki, fakir olsan bile şerefli  kalasın.

Gençlik günlerini düşünmek, hasrettir.

Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu
anlayandır.

Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada
yetişendir.

Gerçek dostlar çok vücutlu, tek kalpli
varlıklardır.

Gerçek karşısında öfkelenmek
ayıptır.

Gerçekle savaşan, elbette alt olur
gider.

Gerçekleri söylemekten
korkmayınız.

Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli
şeyleri kaçırır.

Gözleri kör olan birisine doğanın ne
kadar güzel olduğunu anlatamazsınız.

Güleryüz
göstermek, cömertlik yerine geçer.

Güleryüz, dostluk
yaratır.

Günah işlememek, tövbe etmekten daha
iyidir.

Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük
elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.

Günahın
en kötüsü, hafife alınan günahtır.

Güzel bir siyaset,
iktidarı sürekli kılar.

Güzel huy, bir
ganimettir.

Haddini  bilen kimse, hakaret görmez.

Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi
davranmayın ve onları azarlamayın.

Halkın
güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini
inandırın.

Hakiki
dost sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım
edenlerdir.

Haksız
kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş
ödeyiniz.

Haksızlık
önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de
kaybedersiniz.

Haksızlıklara
isyan etmeyenler, onlardan gelecek her musibete
katlanmalıdır.

Halk
için en büyük felaket, düşünce ve bilim adamlarının düşük ahlaklı kimseler
oluşudur.

Halka
hürmet edenler hürmete mazhar; halkı tahrik edenler hakarete layık olurlar.
Halka saygınlık veren kişi, saygın tutulmuştur. Halkı küçümseyenlerse saygı
görmemişlerdir.

Halkın
önderi olmak isteyen biri önce kendisini ıslah etmeli, daha sonra başkalarını
ıslah etmeye başlamalı ve söz ile diğerlerine edep  öğretmeden önce güzel
davranışı ile onlara edep öğretmelidir.

Hayat
kötülüklerle insan arasında perdedir.

Hayatın
karşına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları hiç kimseden
bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir adavet besleme; hiç kimseye hiddet ve
şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen en büyük müşkülleri bile yenersin ve
sen de "insan-ı kamil" mertebesine erersin.

Hayrı
yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer isteyense şerden de
kötüdür.


Her
huyun en iyisini kendin için seç.


Her
kim bana bir harf öğretse, ben ona kul köle olurum.

Her
kişinin değeri, yaptığı güzel işiyle ölçülür.


 


Herhangi
bir işte acele etme, hataya düşersin.
 



Herkes
için tatlı ya da acı bir son vardır.


 

 

Herkesin değeri, onun himmeti
kadardır.


Herşey
akla muhtaçtır, akıl da eğitime.

Herşeye
ibretle bakın ve gördüklerinizden ibret alın.

Herşeyin bir belası vardır ve iyiliğin belası
da kötü arkadaştır.
 


Herşeyin
en iyisi, en yeni olanıdır; ama dostların en iyisi, en
eskileridir.

Herşeyin
sonunu uzun uzun düşünen ve bir türlü karar  veremeyenlerden,
 


şecaat
ve cesaret namına hiçbir şey beklenemez.

Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür
yarattı.

Hırs ve tamah, yorgunluk ve meşakkatin
anahtarıdır.

Hızlı yükselenlere
imreniliyor. Oysa en hızlı yükselenler toz, duman, saman ve
tüydür.

Hiçbir süs edep kadar güzel
değildir.


Hiçbir zaman vaadinizden ve sözünüzden
dönmeyiniz.

Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını,
başka birini misal göstererek anlatınız.

Hiçbir işte lüzumundan fazla
aceleci olma. Dikkatli davranış sahibi olanlar, kendilerini bir çıkmaza
girmekten muhafaza etmiş olurlar.

Hikmet sahibi kişilerin
sözleri doğruysa ilaçtır, yanlışsa
hastalıktır.


Hoş geçinmek aklın yarısıdır.

Huzur ve barışçıllığı arkadaş edinmişe yakınlaş, arkadaşlığından mutlu
olmadığın kişiden uzak ol.


 


 *********************************


 




İbret
alınacak şeyler ne çok, ibret alanlarsa ne az.

İ
htiras;
feyiz ve kemalin en büyük düşmanıdır.

İ
htiraslı
kimse bütün dünyaya sahip olsa da yine fakirdir.

İhtiyarlığın,
ölüm habercindir.
 



İki
şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl.
 



İki
şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve
afiyet.

İ
ki
yüzlü insanlardan uzaklaşınız. Zira iyi vaktinizde etrafınızda dönüp dolaşırlar.
Kötü vaktinizde derhal sizden kaçarlar.

İ
ki
yüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir.

İ
ktisatlı
olmayla ihtiyaçların yarısı giderilebilir.

İ
lim
bayrağımdır, nereye gitsem benimledir; kalbim ilim ile doludur, sanma ki boş bir
sandıktır.

İ
lim
bütün iyiliklerin anahtarıdır.

İ
lim
hiçbir servet ile satın alınmaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derecede zengin
olursa olsun, en fakir bir alim ile mukayese olunmaz.

İlim
maldan hayırlıdır: İlim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim
öğrenmekle artar.
İlim hakimdir, mal ise mahkum. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi
cimri olur. İlim ruhun hakimidir, ilim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri
olur. İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde
tükenir, ilim ise tükenmez ve eksilmez. İlim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi
katılaştırır. İlim peygamberlerin, mal ise eşkiyaların
mirasıdır.

İ
lim meclisi cennet bahçesidir.

İ
lim tükenmez bir hazine, akıl eskimek bilmez bir
elbisedir.

İ
limden başka herşey azaldıkça değeri yükselir, ilim ise çoğaldıkça 
değeri yükselir.

İ
lmin bereketi güzel ameldir.

İ
lmin veraseti olmaz, ölülerinizin kemikleriyle
övünemezsiniz.

İlmini saklayan cahil gibidir. 



İnanan insanın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü
herşeyden geniştir, nefsi herşeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete
düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin, susması fazladır. Vakti
yoktur, çok şükreder, çok sabreder, düşünceye dalmıştır. İhtiyacı olanları
görünce, kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve
yumuşak. Şeref bakımından serttir, huy bakımından
alçak.

İ
nat kötülüklerin kaynağıdır.

İ
natçılık insanın aklına zararlıdır.

İ
natçılık savaş ve düşmanlığa yol açar.

İ
natçılığın zararı herşeyden çoktur.

İ
nsaf ihtilafı giderir ve arkadaşlığa yol
açar.

İ
nsanı vaktinden önce yıpratan bir şey varsa o da
tembelliktir.

İ
nsan belayı dilden bulur.

İ
nsan cahil olduğu şeyin düşmanıdır.

İ
nsan dün bir tohumdu, yarın toprak olacak.

İnsanda dil olmazsa, insan söz söylemezse, surete bürünmüş bir 
varlıktan yahut başıboş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir
ki?
 


 

 

İnsandaki
edep, onun altınından daha iyidir.

İ
nsanın
en şiddetli düşmanı gazabıyla şehvetidir.

İ
nsanın
değeri, önem verdiği şeye göredir.

İ
nsanın
dilekleri kendisine yakındır. Her şeyden çok insana yakın olansa
ölümdür.

İ
nsanın
kendisine iyilik edeni övmesi, iyiliği arttırır.

İ
nsanın
kişiliğini sözü teyid eder.

İ
nsanın
kurtuluşu doğruluktadır.

İ
nsanın
tevazu sahibi olması, kendisine ikram getirir.

İ
nsanlar
yaşarken uyur, ölürken uyanırlar.

İ
nsanlara
faydası olmayanı ölüler arasında say, git.

İ
nsanları
alçaltan ve nihayet mahveden üç şeyden birincisi hasislik, ikincisi servet
düşkünlüğü, üçüncüsü ise bencillik ve kibirdir.

İ
nsanların
değerlerini ölçmek için değerli olmak gerek.

İ
nsanların
en acizi insanlardan kardeş edinemeyenidir. Bundan daha acizi de kardeş
edindikten sonra onu yitirendir.

İ
nsanların
en alçağı haksız yere başkalarına hakaret edendir.

İ
nsanların
en güçsüzü dost bulmada güçlük çekendir, ondan daha güçsüzü ise, dostlarını
yitirip yapayalnız kalandır.

İ
nsanların
en fazla bağışlaması gerekeni, ceza vermeye en fazla gücü
yetenidir.

İ
nsanların
güzel edebe, altın ve gümüşten daha çok ihtiyaçları
vardır.

İ
nsanların
kalbi vahşi ve başıboştur; kim onlarla ilgilenirse onlara  doğru
cezbolur.

İ
nsanların
kıymeti, yaptıkları iyilikler ile ölçülür.

İ
nsanların
solukları ecellerine doğru attıkları adımlardır.

İ
nsanlarla
öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar
sizi.

İ
şlerin
en zoru alışkanlığı terketmektir.

İ
yi
niyetlilik gönle ferahlık, bedene esenliktir.

İ
yi
ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini
iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda
cesaretlendirirsin.

İ
yiliği
emret ki, iyi ehlinden (iyilerden) olasın.

İ
yilik
yapandan şüphelenmek, haksızlıkların en çirkini ve günahların en
büyüğüdür.

İ
yilik
ediniz, onun mukabilinde fenalık göreceğinizi katiyyen aklınıza
getirmeyiniz.

İyilikle,
hür adamı köle yaparsın.


 


 *********************************


 



Kadına
aşırı düşkünlük ahmakların işidir.

Kalp
kör olduktan sonra gözlerin görmesinde hiçbir fayda
yoktur.

Kalpler,
kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olanıdır.

Kardeşi
için kuyu kazan, o kuyuya akibet kendisi düşer.

Kendi
ayıbına bakan kimse ve onu ıslaha çalışan kişi, halkın ayıbına
bakmaz.

Kendi
çocuğunu edeplendirdiğin şeyle yetimi de edeplendir ve çocuğunun eğitimi için 
yararlandığın yerden yetim için de yararlan.

Kendi
görüşüyle yetinen, canını tehlikeye atmıştır.

Kendi
kadrini bilen helak olmaz.

Kendin
için istediğini başkaları için de iste.

Kendine
reva görmediği şeyi başkasına reva gören insan kamil
olamaz.

Kendisine
edep yüklenen kimsenin kötülükleri azalır.

Kendini
cömertliğe alıştır ve her ahlakın en iyisini seç; çünkü iyilik alışkanlık haline
gelir.

Kendini
güçlükler karşısında sabretmeye alıştır, çünkü haksızlıklar karşısında sabretmek
en iyi ahlaktır.

Kendini
tanımayan kimse kurtuluş yolundan uzaklaşarak cehalet ve sapıklık yoluna
giriverir.

Kendisini
beğenen ve kendisinden razı olan bir kimsenin kusur ve zaaf noktaları aşikar
olur.

Kendisini
beğenen ve kendisinden razı olan kimse birçok üzüntü ve acı
çeker.

Kendini
bilmeyen başkasını nasıl bilir?

Kınama
ve azarlamada aşırı gitmek inada neden olur.

Kıskanç
insan hiçbir zaman rahat ve huzur yüzü görmez.

Kıskanç
kimse daima hasta olur.

Kıskançlık
hasta eder.

Kıskançlık
hastalıkların en kötüsüdür.

Kıskançlık
ateşin odunu yediği gibi iyilikleri yer.

Kıskançlık
insanın dünyasını karartır.

Kıskançlık
insanın kalbi ve sinirleri üzerinde kötü etkiler bırakır ve insanı hasta
eder.

Kıskançlık
ruhun hapsidir.

Kıskançlık
vücudu kemirir.

Kim
bir işte halka öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye
etmeli. Bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce, huyuyla öğüt vermek suretiyle
olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik
edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya
değer.

Kim
halkın ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa,
ahmağın ta kendisidir.

Kimin
söylediğine değil, ne söylediğine bak.

Kişi
bilmediğinin düşmanıdır.
 



Kişi
dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini
anlarsınız.

Kişinin
karşılaşacağı bütün sorunların kolay olması beklenemez, bazılarının kolay
olmasının yanında bazıları zor olacaktır.

Kişinin
yapısını oluşturan öz iyi değilse, o kişinin ağzından iyi sözler
çıkmaz.

Kitaplar,
bilgi sahiplerinin bahçeleridir.

Konuşun
da tanışın, çünkü insan dilinin altında gizlidir.

Kötü
alışkanlıkları terketmek, en büyük ibadetlerdendir.

Kötü
evlat, insanın en büyük musibetlerindendir.

Kötü
evlat, ailenin şerefini yıkar ve geçmişine leke
sürer.

Kötü
evlat anne ve babanın şerafetini yok eder ve geriye kalanları rezil
eder.

Kötü
huylarını terk et. Halkın hürmetlerine mazhar
olursun.

Kötü
insanlarla oturup kalkmak, iyi insanlar hakkında su-i zan
doğurur.

Kötü
zanlı olup, dostlarını elinden çıkarma.

Kötülükten
çekinmek, iyi bir iş yapmaktan yeğdir.

Kutsal
görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan
çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara
yardım edin, koruyun ve yardıma ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza
çıkmalarına engel olmayın.

Küçük
bir insandan gelen büyük bir fikri küçümseme.

Küçüklükte
soru soran kimse, büyüdüğünde cevap veren biri olur.


 


 *********************************


 



Mal
çokluğu kalpleri bozar, günahları doğurur.

Mal,
isteklerin temelidir.

Mal-mülk toplayıp biriktirme,
kime topladığın bilinmez.

Mal-mülk insanın gözünü
doyurmaz, kalp zenginliğine çalış.

Malından vermeyeni
zenginlerden sayma.

Marifetlerin en üstünü insanın
kendisini tanımasıdır ve en büyük  cahillik ise insanın kendini
tanımamasıdır.

Mazideki esefli ve üzüntülü olaylarla
kalbini doldurma, gelecekle uğraşmaya zaman bulamazsın.

Mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil.

Mazlumun öç alma günü zalimin zulmettiği günden daha
korkunçtur.

Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere
hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış
bulunmalarına dikkat ediniz.

Memurlarınızın
hareketlerini kontrol ediniz ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri
kullanınız. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap
veriniz.

Midenizi fazla hayvan mezarlığı
yapmayınız.

Milletlerin ölçü ve terazisi
adalettir.

Mutlu ile arkadaş olan mutlu
olur.

Mükemmel insan eksiklerini ve kusurlarını
bilendir. En kötüsü ise insanların doyumsuz isteklerin ve hırsın peşine
düşmesidir.

 


*********************************

 



Namus, güzelliğin sadakasıdır.

Ne kadar
tenha bir yerde olursa olsun bir fenalık yaparken, seni hiç kimsenin görmediğine
hükmetme. Seni mutlaka bir gören vardır. O da Allah'tır.

Ne yüksek mevki ile sevin, ne de düşkün olduğuna
üzül.

Nefsine hakim olman en üstün güç, kudrettir.
Ona buyruk yürütmen en hayırlı emarettir.

Nerede bir
bilgin görürsen, hemen buyruğunu kabul edip hizmetine gir.

Nice kan vardır ki, onu dil döker.

Nice
zengin vardır ki, yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki, her
aşağılık kişiden de aşağıdır, nice yoksul vardır ki, bütün zenginlerden daha
zengindir.

 


*********************************

 



Oyun hayranı biri saadete eremez.

 


*********************************

 



Ölüm cebimizde bize hep eşlik etmektedir, neden cahillerde
feryadla karşılanır, ölüm neden böyle şaşkınlık yaratır?

Öfke delilikten bir bölümdür. Çünkü sahibi nadim olur, nadim
olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.

Öfke
gücünü izleyecek olursan seni helak eder.

Öfke
korkunç bir ateştir. Onu bastıran ateşi söndürür, yapamayan içinde yanıp
gider.

Öfke kötü bir arkadaştır. Kusur ve
çirkinlikleri açığa çıkarır, insanı kötülüğe yakınlaştırıp iyilikten
uzaklaştırır.

Öfke ve kızgınlıktan koru kendini.
Çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır.

Öfkeden
kaçın, sakın öfke sana galip olup alışkanlık haline gelmesin.

Öl de alçalma, azı yeter bul da yüzsuyu dökme. Çalışıp da bir şey
elde edemeyen oturunca hiçbir şey elde edemez.

Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser
bırakınız.

Ölümü unutmak, kalbi
paslandırır.

Ölümü unutmayan, güzel şeylere tutkun
olur.

Ölümün belirtisi doğmaktır.

Önder önce kendini eğitmeli, sonra diğerlerini. Önce kendi
edebiyle örnek olmalı, sonra öğüt ve nasihatla.

Övünmeye değer şeyler güçlü akıl, utanma, nefsinden sakınma ve
eğitimdir.

Öyle bir devir ki hiçbir arkadaşın senden
hoşnut değil ve öyle bir devir ki hiçbir dostun sana dürüst ve gerçek dost
değil.

Öyle bir kimseyi dost tut ki, aranızda
kardeşlik husule gelsin ve senin bulunmadığın yerlerde, seni müdafaa etmek için
düşmanlarınla pençeleşsin.

 


*********************************

 



Parçalayıcı ve yiyici yırtıcı hayvan, zalim ve zorba bir validen
iyidir.

 


*********************************

 



Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmaklığın
alametlerindendir.

Rezil kişilerin başa geçmesi,
insanlara afettir.

 


*********************************

 



Sabır acılığının meyvesi zaferdir.

Sabır en güzel huy, ilim de en şerefli süs eşyasıdır.

Sabır iki türlüdür: istemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek ve
sevdiğin, istediğin şeye sabretmek.     

Sakın
başkasının kölesi olma; çünkü Allah seni hür yaratmıştır.

Sakın aile ve akrabalarının bedbahtlardan olmasına sebep olan
birisi olmayasın.

Sana cefa edeni utandırman için
hoşça geçinmeye çalış.

Sana niçin yaptığını
sorduklarında utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan
çekin.

Sana karşı iyilik yapanlara ve teşekkür
etmesini bilenlere iyilik et.

Sana öğüt veren, sana
geniş kredi açmış tüccara benzer.

Sefih olanlar
lisanla dostluk gösterirler. Fakat kalbleri fesatla doludur.

Seni yalnız iyi günlerinde arayan, düşkün günlerinde senden
kaçacaktır.

Seni, sende bulunmayan özellikler ve
değerler icat ederek koltuklayan, bir gün gelir yapmadığın suçları da üstüne
yığarak seni çekiştirmeye, çeliştirmeye kalkar.

Senin
hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.

Seviyesiz insanların bana cahilce sözlerine karşılık vermekten
tiksinti duyarım.

Sırlarını ona buna açıyorsan başına
gelecek zilletlere razı ol.

Siyasetlerin
(yönetimlerin) en zoru alışkanlıkları değiştirmektir.

Sizin en kötünüz insanları çekiştirerek dostlar arasında ayrılık
düşüren ve temiz insanlara kusur bulan kimsedir.

Sizler mallarınızla halkı kuşatamazsınız (onların gönüllerini hoş
edemezsiniz); öyleyse açık yüzlülük ve güzel davranışınızla onları
kuşatınız.

Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli
kalır.

Soyluluk; babaların, anaların mensup oldukları
soyla boyla değil, övülecek üstünlükle kazanılır.

Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün
mahkumusun.

Söyleyene bakma, söylenene
bak.

Söz ilaçtır; azı yaşatır, çoğu
öldürür.

Söz, ok ve mızraktan daha
tesirlidir.

Söz dilinin sustuğu ve amel dilinin
söylediği nasihat hiçbir kulak tarafından kovulmaz ve onun faydası ile hiçbir
fayda bir olmaz.

Söz sizin ağzınızda olduğu sürece,
söz sizin esiriniz, söz ağzınızdan çıktıktan sonra siz sözünüzün esiri
olursunuz.

Sözün gümüş olsa da, ey nefs sükut
(suskunluk) altındır.

Sözün güzelliği,
kısalığındadır.

Sözünde duramayacağın bir yerde söz
verme ve kefaletine vefa edemeyeceğin yerde kefil olma.

Susmak ağırbaşlılığı artırır.

Susmak,
sana ağırbaşlı bir elbise giydirir ve sonunda özür dileme zorundan
korur.

Sükut yalan söylemekten ve başkalarını
çekiştirmekten herhalde  evladır.

 


*********************************

 



Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınıza ve
milletinize fenalık eden bir kimseyi asla affetmeyiniz.

Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.

Şer'den çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi,
iyilikte bulunana döner.

Şeref ve namus, en büyük
hazinedir. Onlara malik olanlar, hayatlarını daima memnun ve mesut
geçirirler.

Şeref ve soyluluk, yüksek özellik ve
niteliklerden gelir, ataların çürümüş kemiklerinden değil.

Şerefine düşkün olan kötü cevap almaktan kendini sakınır.
İnsanların davranışlarını düşünerek ve gözeterek onlarla uyum içinde yaşayan 
kendi kişiliğini de korur.

Şerefli ve önemli bir
mevkiiniz olması için bilime sarılınız.

Şiddetli
istek mutluluğun en büyük düşmanıdır.

Şükür
nimetlerin süsüdür.

 


*********************************

 



Tamah mihneti davet eder.

Taraf
tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa
çeker.

Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır
ve bir servet gibi korunmalıdır.

Tecrübe fayda ile
beraber gelen ilimdir.

Terbiyesizlikle kendisini
düşüreni, soydan gelme asalet yükseltemez.

Tevazu
gösteriniz ki, halkın hürmet ve saygısını kazanasınız.

 


*********************************

 



Uygunsuz yerlere giren, kendini töhmete kaptırır.

Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.

 


*********************************

 



Üç
şey hayatı tatsızlaştırır: kin, kıskançlık ve kötü huyluluk.

Üç şey insana hayatı zindan eder: Ağırlaşan aile yükü, borçların
baskısı ve bir  hastalığın sürüp gitmesi.

Üç şeyi
kendinizde tutup saklayınız: cesaretiniz, bilginiz ve malınız. İnsanlar bu üç
sahip olduğunuz şeye düşmandır ve o insanları ancak bu üç şeyi kaybetmeniz
sevindirir.

Üstünlük taslamak ayıpların en
kötüsüdür.

 


*********************************

 



Verilen söz zamanında yerine getirilmesi gereken bir
borçtur.

 


*********************************

 



Ya siz bizi yok edersiniz ya da biz sizi yok ederiz. Ya da barışı
daha  uygun görürsünüz.

Yakınlarına yardımı bırakan,
düşmanlarına yardım etmiş olur.

Yalan hıyanettir,
doğruluk emanettir.

Yalan söylemenin sonu
kınanmaktır.

Yalancılardan daima uzak bulununuz.
Çünkü onlarla içli dışlı olur ve onlarla dolaşıp  kalkarsanız, siz de yalancı
olursunuz.

Yalancıların başlıca sıfatları şunlardır:
Önce sana diller döker, birçok şeyler vaad eder, sonra senden vazgeçer, daha
sonra da arkandan senin aleyhine birçok şey söyler.

Yalandan daha kötü bir kabahat yoktur.

Yalanlanacağından korktuğun bir şeyi anlatma.

Yanlışını gününde görüp nefsine sitem edersen yanlışın
faydaya dönüşür. Dünde kalan yaşam geçmişle yok olur gider.

Yapman gereken hayırlı, yararlı işleri yarına bırakma. Bakarsın
yarın olur da, sen olmazsın.

Yaptığın iyilikleri ve
sana anlatılanları gizle.

Yaşamın tecrübeleri doğru
karar verebilmeyi öğretti, öyle ki artık beni bitirmeye, yok etmeye gelen
şeyleri ben bitirip yok ettim.

Yeni ilmi şeyleri
öğrenmekle, kalbinizin yorgunluğunu ve rahatsızlığını giderin, çünkü kalpleriniz
de vücudunuz gibi yorulur.

Yeni mal mülk edinmeden
önce yığdıklarınızı kullanınız.

Yoksullar bazen çok
müşkül durumlarda kalırlar. Söyledikleri sözler ne kadar doğru olursa olsun,
onları dinleyenler sözlerine kulak asmazlar.

Yoksula
yardımı dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan, verdiğin sadaka
ile, onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satmaktan
kurtarırsın.

Yoksullarla otur, şükrünü
artırırsın.

Yoksulluğunu gizle, yoksa itibarın sıfıra
iner.

Yola düşmeden arkadaşı, eve girmeden de komşuyu
sor.

Yüzünüze karşı yapılan şişirme övgüleri
dinlemekten kendinizi koruyunuz. Çünkü onlar kalpleri kirletip ortalığa pis bir
koku yayarlar.

Yumuşak ahlak soyluluk ve
büyüklüktendir. Yumuşak huyluluğun bitmez tükenmez kaynağı ol. Kimseye asla
eziyet etme, yaptığın şeyin  sonuçlarını görür ve duyarsın.

Yumuşak konuş, sevilirsin.

Yüce kişinin
aç kalınca, aşağılık kişinin karnı doyunca saldırısından korkun.

Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük
yükseltir.

 


*********************************

 



Zalime gelip çatan adalet günü, mazlumun uğradığı cevir ve cefa
mihnetinden çetindir. Şiddet son dereceyi buldu mu ferahlık gelir çatar. Bela
halkaları tam daraldı mı genişlik yüz gösterir.

Zaman
bana karşı maske takındı, beni tanımazlıktan geldi, bilmedi ki ben güne
saygılıyım ve talihsizliklerin en korkulusunu bile kolay şeymiş gibi
karşılarım.

Zaman ibret aynasıdır.

Zaman kendine uymazsa, kendini zamana uyduranlar en akıllı
kimselerdir.

Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden
mutlaka zafere ulaşır.

Zamanının bir kısmı maziye
karıştı. Geride kalan günlerinin sayısı da belli değil, fırsat varken
çalış.

Zamanın icaplarına uymayanlar, sürüden
ayrılmış koyunlar gibi geri kalırlar.

Zayıfları
ziyaret etmek alçak gönüllülüktendir.

Zenginlik
gurbette bir vatan, fakirlik vatanda bir gurbet gibidir.

*********************************

SİYER

 

SİYER

Soru 1  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisine vahiy gelmeden önce devamlı 
                olarak şehirden uzaklaşıp, putlara tapmamanın zevkini çıkardığı yer ve 
                sonunda da kendisine peygamberliğin verildiği yani ilk vahyin geldiği dağın 
                ve mağaranın ismi nedir? 
Cevap   : Nur dağı, Hira mağarası.

Soru 2  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Hira mağarasında iken gelen ilk vahyin şekli 
                nasıldır? 
Cevap   : Rüyayı Sadıka (Gerçek rüya şeklinde)

Soru 3  : Ebu Süfyan, Ebu Cehil ve El-Ehnes isimli üç müşrik gizlice birbirlerinden 
                habersiz Allah Resulü (s.a.v.)’in Kur’an okumasını dinlemeye giderlerdi. 
                Sabaha kadar evin yakınında Kur’an okunuşunu dinlerler gün ağarmaya 
                başlayınca da kimseler görmesin diye gizlice ayrılmak istediklerinde 
                birbirleriyle karşılaşırlar ve birbirlerine bir daha gelmemek üzere söz verirlerdi. 
                Ama her üçüde bir önceki gece dinledikleri şeyi özlerler, verdikleri sözleri 
                unutur yine bir sonraki gece gizlice gelirlerdi. Bir kez daha söz verip gene 
                gelirler Kur’an’ı Kerim’in bu güzelliğini gördükleri halde yinede teslim 
                olmuyorlardı. İşte bu şekilde hoşnut olup ta kabul etmeyen, teslim olmayan bu 
                insanlar ve onlar gibi onların bulunduğu konuma ne ad verilir? 
Cevap   : İnadı Küfür.

Soru 4  : İslam’ı yaşamak için yerel iktidarın zulüm rejimlerinden kaçıp daha müreffeh bir 
                hayata kavuşmak müslümanca yaşamak, Allah (c.c.)’ın kanunlarını ikame etmek, 
                Ruhun Allah (c.c.)’ın kanunlarıyla terbiye edilmesi için ilahi yaşam kaygısını 
                Allah (c.c.)’ın arzında değişik yerlerde vermek sebebiyle yapılan göçe ne ad verilir? 
Cevap   : Hicret.

Soru 5  : Mekke’de İslam’ın istediği şekilde yaşayamayan müslümanların, bir davanın 
                gerçekleşmesi gayesi ile yani insanların ve beşer sistemlerin değil, Allah (c.c.)’ın 
                istediği şekilde yaşamak için vatanlarını, evlerini, binitlerini, ailelerini terk 
                etmeleri hareketine ne ad verilir? 
Cevap   : Hicret.

Soru 6  : Suçları yalnız Allah (c.c.)’a inanmak, onun kanunlarına göre yaşamayı istemek 
                olan insanlara Mekke müşrik devleti tarafından alınan, hiç bir şekilde 
                müslümanlarla temas edilmeyecek, onlardan kız alınmayacak, kız verilmeyecek, 
                hiç bir şey satın alınmayacak ve satılmayacak gibi kararların alınıp halka 
                duyurulması için bir afişle Kabe’nin duvarına asılması olayına İslam tarihinde 
                verilen ismi o günkü ve bugünkü adıyla söyleyiniz. 
Cevap   : Haber-üs Sahife, Ambargo.

Soru 7  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine’ye gelişinin yedinci ayında Rabbimiz 
                savaşa izin verdi. Bu izin Hac suresi 39 ve 40.cı ayetlerle oldu. Bu ayetlerden 
                sonra Allah Resulü (s.a.v.)’in düşman üzerine gönderdiği ilk İslam ordusu ve 
                aynı zamanda İslam’ın ilk seriyyesi olan seriyyenin komutanı kimdir? 
Cevap   : Hz. Hamza (r.a.) dır.

Soru 8  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinden hemen sonra Medine’de yaptığı 
                ilk üç iş nedir? 
Cevap   : a-İslam devletinin merkezi olan caminin inşaatı, 
                b-Müslümanların ekonomik sorunlarını gidermek, 
                c-Müslümanların can emniyetini sağlamak.

Soru 9  : İşkence yıllarında Ebu Lehep ve karısı Ümmü Cemil müşriklerin iki azılı 
                kişileri idiler. Biri emir veriyor diğeri uyguluyordu. Ebu Lehebin emriyle 
                Ümmü Cemil dikenleri topluyor ve Allah’ın Resulü (s.a.v.)’in geçeceği 
                yollara diziyordu. Bu iki zalimin yaptıkları zulümlerden dolayı Kur’an’ı 
                Kerim’de adlarına sure inmiş ve bu surede kendilerine Rabbimizin kelamıyla 
                 beddua edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ve ashabına zulmeden 
                 bu iki azılı müşrikin Tebbet suresinde geçen ahiretteki isimlerini söyleyiniz. 
Cevap   : Hammaletel Hatap.

Soru 10: Rasulüllah Efendimiz (s.a.v.)’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e oradan da 
                Allah (c.c.)’a en yakın makam olan Sidret-ül Müntehaya gitmesine ne ad verilir? 
Cevap   : İsra ve Miraç.

Soru 11: Beş vakit namaz ne zaman farz kılındı? 
Cevap   : Miraçta

Soru 12: Mekke’de tebliğ imkanı kalmayınca Allah Resulü (s.a.v.) tebliği Mekke dışına 
                taşımayı düşündü. İlk sefer olarak Taife gitmeyi planladı. Çünkü orada 
                akrabaları vardı ve bundan dolayı tebliğin rahat olacağına inanıyordu. Ama 
                orada da Ebu Lehebin emriyle zulmün devam ettiğini görünce Peygamber 
                Efendimiz (s.a.v.) küfür ehli hakkında mukaddes ve tarihi bir söz söylüyordu. 
                Bizlere tecrübe ve düstur olacak bu tarihi söz nedir? 
Cevap   : “Küfrün hepsi tek millettir.”

Soru 13: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicret esnasında Medine yolunda değil 
                Mekke’nin güney kısmına doğru yola çıkıp ve üç gün Mekke yakınlarında bir 
                mağarada kalıp sonra hicretlerine (yollarına) devam ettiler. Ebu Bekir (r.a.) ile 
                kaldıkları bu mağaranın ismi nedir? 
Cevap   : Sevr Mağarası.

Soru 14: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in emriyle savaşa gidilen ama kendisinin 
                iştirak etmediği seferlere (savaşlara) ne denir? 
Cevap   : Seriyye.

Soru 15: Mekke’de yaşanan ambargo olayından sonra her an saldırı olur diyerek 
                silahlı olarak bekleyen müslümanlardan bir sahabe bir gün 
                Rasulüllah (s.a.v.)’e şu suali sordu: “Ya Rasulüllah, hayatımızdan emin olup 
                silahlarımızı bırakacağımız gün gelmeyecek mi?”  Bu soruya Peygamber 
                Efendimiz (s.a.v.)’in kıyamete kadar da Ümmeti Muhammede bir ölçü olacak 
                şekilde verdiği cevap nedir? 
Cevap   : “Müslümanların silahlarını bırakıp rahat edecekleri günler az olacaktır” 
                şeklinde oldu

Soru 16: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat başında komutan olarak iştirak ettiği 
                savaşlara gaza denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç defa savaşa katılmıştır? 
Cevap   : 27 defa

Soru 17: Hz. Ömer (r.a.)’in ifadesi ile Rasulüllah (s.a.v.)’in hayat programının özeti nedir? 
Cevap   : İman, Hicret, Cihat.

Soru 18: Allah (c.c.)’ın istediği gibi İslam’ı top yekün yaşanması , İslam’ı tebliğ uğruna 
                verilen mücadeleye, Allah (c.c.)’ın hükümlerinin her tarafta uygulanmasını temin 
                için mü’minin canı ve malıyla, mücadeleye, söz, yazı, sohbet ve savaşla olan 
                harekete ne denir? 
Cevap   : Cihat.

Soru 19: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı 
                savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı nedir? 
Cevap   : El-Ebva (Veddan) Gazvesi.

Soru 20: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gönderdiği ilk savaşlardan olan seriyyenin 
                bir kaç özelliği vardır ki bunlar: İlk defa bir kafir öldürüldü, ilk defa esir alındı, 
                 ilk defa ganimet alındı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu seriyyeye gizli bir 
                yazıyla emir vermiştir. Bu özelliklere sahip olan seriyyenin komutanı kimdir? 
Cevap  : Abdullah Bin Cahş.

Soru 21: Uhut harbinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i öldürmek kastı ile atını onun 
                üzerine süren ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hamle ile öldürdüğü, 
                Mekke döneminde Rasulüllah (s.a.v.)’e en çok işkence yapan ve ölümü 
                Efendimizin elinden olan kafir kimdir? 
Cevap   : Ubey Bin Halef.

Soru 22: Mekke devletinin, İslam devletine yenildiği savaşların en büyüklerindendir. 
                Ki bu savaşta müşriklerin önde gelen isimlerinden Ebu Cehil, Utbe Bin Rabia, 
                Ümeyye Bin Halef, Nadir Bin Haris gibi azılılarını kaybetmiälerdxr. 
Cevap   : Bedir Savaşı.

Soru 23: Bedir savaşında esir alınmış müşrik bir şair bir daha müslümanlar ve İslam 
                dini aleyhine şiirler yazmamak şartıyla serbest bırakılmıştı. Ama Uhut savaşı 
                öncesinde basının, medyanın, şairlerin önemini bilen Mekke müşrik devleti 
                köle olan bu şairi fikren devlete bağlı olduğu için dili ve kalemi satın alınarak 
                devlet rejimini müdafaa nutukları attırdı. Mekke müşrik devletinin zorlaması ile 
                yine İslam’ın aleyhine şiirler yazdırtılan bu şair kimdir? 
Cevap   : Ebu İzzet.

Soru 24: İslam’ın Mekke döneminde bulunmayan, Medine döneminde ortaya çıkan 
                namaz kılıp, oruç tutup, hacca gittiği hatta cihada dahi iştirak ettiği halde İslam 
                düşmanlığı yapan, Kur’an okuyup okutturdukları halde tağutun, şirki düzenlerin 
                ve putların emrinde çalışan müslüman tipleri vardı. Uhut savaşına önce katılıp 
                sonra askerin moralini bozmak için tekrar Medine’ye dönen o gün için başlarında 
                Abdullah Bin Ubey olan İslam toplumunun kanser kaynağı tiplere İslam’ın verdiği 
                isim nedir? 
Cevap   : Münafık.

Soru 25: İslam’ın en önemli savaşlarından biri olan Uhut savaşı galibiyetle sona 
                ermedi. Kıyamete kadar Ümmeti Muhammede ders ve tecrübe olacak 
                bir olaydı. İşte Uhut gibi bir savaşın kazanılamamasının sebebi nedir? 
Cevap   : Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrinin ihlali (Keyfi hareket etmek) 

Soru 26: Bir musibet bin nasihatten yeğdir. Akıllı, tarihten ders almasını bilen bir 
                insanın (Ümmeti Muhammed’in) Uhut savaşından alacağı tek ders vardır. 
                Uhut savaşının ümmete verdiği ders nedir 
Cevap   : Emre itaat etmek.

Soru 27: Ebu Bera  adında bir münafık müslüman olduğunu ve Kur’an’ı Kerim’i 
               öğrenmek istediklerini söyleyip, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den 
                bulundukları mevkide kendilerine Kur’an öğretmeleri için Kur’an 
                okutabilecek sahabeler, hafızlar istedi. Peygamberimizin izni ile İslam’ı 
                kabul eden bu yeni insanlara Allah (c.c.)’ın dinini ve kitabını öğretmek 
                için 70 tane hafız sahabe, Ebu Bera ismindeki münafık ile yola çıktı. 
                Fakat bu güzide insanlar yolda pusuya düşürülerek şehit edildiler. 
                Bu olayın haberi Allah Resulü (s.a.v.)’e ulaşınca çok üzüldü, dayanamadı 
                hatta namazlarda onlara kunut okudu (beddua etti). Bu hadise İslam tarihinde 
                70 sahabenin şehit edildiği yerin ismi ile anılır. Bu hadisenin adı nedir? 
Cevap   : Bir-i Mauna hadisesi.

Soru 28: Hendek savaşının diğerlerinden farkı bir savunma niteliğinde olmasıdır. Bu 
                savunma Medine’nin düşman gelecek olan tarafına hendek kazılmasıdır. 
                Hendek kazılması yönündeki fikir ise yapılan istişarenin sonucudur. 
                Bu istişarede Hendek kazma fikrini ortaya koyan  kimdir 
Cevap   : Selman-ı Farisi.

Soru 29: Umre maksadıyla Mekke’ye gelip kendilerine Kabe’nin olduğu yere 
                sokulmayacakları haberini alan Allah Resulü (s.a.v.), Hz. Osman’ı elçi 
                olarak Mekke’ye gönderdi. Daha sonra Hz. Osman’ın öldürüldüğü 
                haberi (yanlış) gelince Efendimiz (s.a.v.) elçiyi öldüren bu müşriklerle 
                savaşmadan vazgeçmeyeceğiz diyerek etrafındaki sahabeleri savaş için 
                biat etmeye davet etti. Sahabeler de ölünceye kadar savaşacaklarına 
                dair biat ettiler. Bu biate ne ad verilir? 
Cevap   : Rıdvan Biatı.

Soru 30: Hicretin 6.cı yılında Hac için gelen müslümanlar müşrikler tarafından 
                Mekke’ye sokulmayıp hatta elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın şehit 
                olduğu (yanlış) haberinden sonra yapılan Rıdvan Biatını duyan müşrikler 
                o yıl Mekke’ye girilmemesi şartıyla aralarında bir barış anlaşması 
                yapılmasını teklif ettiler. Bu teklif kabul edilerek anlaşmaya gidildi. 
                Anlaşmanın tüm maddeleri ilk görünüşte müslümanların aleyhine gibi görüldü 
                 ise de netice müslümanların yararına sonuçlar çıkan anlaşmanın adı nedir? 
Cevap   : Hudeybiye Anlaşması.

Soru 31: Hudeybiye anlaşmasından sonra müslüman olup Medine devletine 
                sığındığında anlaşma gereği Mekke polisine Rasulüllah (s.a.v.) tarafından 
                teslim edilen biri vardı. Yolda Mekke polislerini öldürerek 
                Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Siz sözünüzü tuttunuz Ya Rasulüllah, ben ise 
                işkenceden kurtulmak istedim” diyerek Medine’den çıkar ama 
                Mekke’ye de teslim olmadan Medine dışında El-İss denen yere yerleşip 
                Mekke’nin ticaret kervanlarını vurarak Mekke devletini yıldırdı. Aldığı 
                işaretle bu hareketine Mekke’den müslüman olarak çıkan yeni müslümanları 
                yanına alarak bu harekete devam eder. Mekke devleti yapılan Hudeybiye 
                anlaşmasını bu şahsın hareketlerine dayanamayarak kendisi bozmak zorunda 
                kalır. Bu sayede İslam’ın ve müslümanların aleyhine olan anlaşmayı lehe 
                çeviren sahabe kimdir ve İslam tarihinde bu yapılan harekete ne denir 
Cevap   : Ebu Basir – Vur kac taktigi

Soru 32: Ebu Basir’in vur kac hareketini başlatıp Hudeybiye anlaşmasını 
                müslümanların lehine çevirmesi anlaşma maddelerinde bulunan ifadelere aykırı 
                davranmayıp usulüne uygun anlaşmaya sadık kalarak hareket etmesi Allah 
                Resulü (s.a.v.)’in bir siyaseti idi. Çünkü anlaşmanın maddesi “Mekke’den bir 
                müşrik müslüman olup Medine’ye iltica ederse, Medine devleti bu müslümanı 
                Medine’ye almayacaktı.” Bu madde de geçen ifadeye göre Allah Resulü (s.a.v.) 
                Ebu Basir’i Medine’ye almamış ama Medine dışındaki gerilla hareketini 
                duyunca da ona müdahale etmediği gibi “Keşke Basir yalnız olmasaydı” diyerek 
                onun yaptığını ima ile kabul etmişti. Allah Resulü (s.a.v.)’nün bu olaydaki izlediği 
                siyasetin bize verdiği anlam nedir? 
Cevap   : Beşer hukukunu müslümanların lehine kullanma siyaseti.

Soru 33: Müşriklerin önceden Mekke’ye diktikleri putları Allah Resulü (s.a.v.) Mekke 
                fethinde teker teker işaret ederek putları yıktırdı. Her putu işaret edip kırdırırken 
                bir ayet okuyordu. İşte Allah Resulü (s.a.v.)’in putları kırarken okuduğu ayet 
                meali nedir? 
Cevap   : Hak Geldi Batıl Zail Oldu. Batıl yok olmaya mahkumdur. (İsra 81)

Soru 34: Huneyn savaşında Allah Resulü (s.a.v.), Ebu Hadrat’ı casus olarak Havazin 
                ahalisi için gönderdi. Havazin halkının savaş için hazırlık yaptığını duyan 
                Peygamberimiz (s.a.v.) hazırlıklara başladı. Bu savaş için henüz müslüman 
                olmamış olan Saffan Bin Ümeyye isimli bir kafirden 100 zırh ve silah geri 
                verilmek üzere alıp Havazin üzerine yürüdü. Bu hareketle Allah Resulü 
                (s.a.v.)’in ümmetine verdiği ders nedir? 
Cevap   : Düşmanla savaşmak için kafirden silah alınabileceği hususu.

Soru 35: Münafıkların Küba’da yaptıkları ve Peygamber (s.a.v.)’e gelerek orada namaz 
                kıldırmasını isteyerek yaptıkları yerin meşrulaşmasını istedikleri ama Efendimizin 
                Hz. Cebrail (a.s.)’ın bildirmesiyle kabul etmediği gibi yıktırdığı ve hakkında ayet 
                inen mescidin adı nedir? 
Cevap   : Mescidi Dırar.

Soru 36: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zevcelerinin (hanımlarının isimlerini söyleyiniz. 
Cevap   : a- Hz. Hatice    b- Hz. Sevde    c- Hz. Aişe    d- Hz. Zeynep 
                e- Hz. Ümmü Seleme  f- Hz. Hafsa   g- Hz. Zeynep (Cahşın kızı) 
                h- Hz. Ümmü Habibe   i- Hz.Cüveyriyye 
                j- Hz. Safiyye    k- Hz. Mariyye     l- Hz. Meymune (R. Anhüma). 

Soru 37: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İncil ve Tevrat’ta geçen isimleri nelerdir? 
Cevap   : İncil’de; Baraklit, Tevrat’ta; Münhemenna.

Soru 38: Hz. Hacer validemiz Mekke topraklarında oğlu İsmail’e su aramak için Safa 
                ve Merve tepelerinde koşup dururken, bıraktığı yerde kendi kendine ayaklarını 
                yere vurarak eşinen Hz. İsmail’in ayakları altından Allah (c.c.)’ın izni ile çıkan 
                ve bugün dahi müslümanların faydalanıp içtiği, tüm hacıları doyuran, şifalı, 
                bereketli, bu gün yer itibariyle Kabe’nin altından çıkan suyun adı nedir? 
Cevap   : Zemzem.

Soru 39: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğumu ne zamandır? 
Cevap   : Miladi 571 yılı (Fil vakasının olduğu yıl), Rebülevvel ayının 12.ci gecesine 
                tesadüf eden Pazartesi günü dünyaya geldi.

Soru 40: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in annesinin ismi nedir? 
Cevap   : Vehb’in kızı Amine.

Soru 41: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt annesinin adı nedir? 
Cevap   : Hz. Halime.

Soru 42: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt kardeşinin ismi nedir? 
Cevap   : Hz. Şeyma.

Soru 43: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin adı nedir? 
Cevap   : Abdulmuttalip.

Soru 44: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in babalarının ismi nedir? 
Cevap   : Abdullah.

Soru 45: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin vefatından sonra büyüten 
                amcası kimdir? 
Cevap   : Ebu Talip.

Soru 46: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç tarihinde Mekke’den Medine’ye hicret etti? 
Cevap   : 622 yılında.

Soru 47: Ganimet ne demektir? 
Cevap   : Harpte düşmanlardan alınan mal demektir.

Soru 48: İslam’da ilk ganimet ve esir ne zaman alındı? 
Cevap   : Abdullah Bin Cahş komutasında yapılan seriyyede alındı.

Soru 49: İlahi vahye göre ganimetlerin taksimi nasıl yapılırdı? 
Cevap   : Ganimetlerin beşte biri Allah’a ve Resulüne, beşte dördü ise mücahitlere aitti. 
                Beşte bir de beşe ayrılarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in akrabası, yetimler, 
                fakirler ve aciz yolculara verilirdi.

Soru 50: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Eğer Zeyd Bin Harise şehit olursa 
                yerine Cafer Bin Ebu Talip, oda şehit olursa komutanlığa Abdullah Bin Revaha 
                geçsin, şayet oda şehit olursa müslümanlar içlerinden birini seçsin” diyerek 
                orduyu gönderdiği ve bu tüm söyledikleri şeylerin gerçekleştiği savaş hangisidir? 
Cevap   : Mute savaşı.

Soru 51: Ehli Beyt kimdir? 
Cevap   : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in aile fertleri ve bunların soyundan gelenlere denir.

Soru 52: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç adı vardır söyleyiniz. 
Cevap   : Dört adı vardır: a-Ahmet  b-Muhammed  c-Mustafa  d-Mahmut.

Soru 53: Yaşı yirmiyi geçmediği halde, aralarında büyük sahabelerin de bulunduğu, 
                Bizanslılara karşı savaşan İslam ordusuna Rasulüllah (s.a.v.) tarafından 
                atanan sahabedir. Bu atamayı dünyadan göç etmeden birkaç dakika 
                evvel ve Azrail (a.s.)’ın yanında iken son sözleri nedir? 
Cevap   : Üsame Bin Zeyd (r.a.) (“Üsame’nin ordusu cihada gitsin”)

Soru 54: İslam Medine devletini Efendimiz (s.a.v.) kurduktan sonra devletler bazında 
                İslam’ı tebliğ için hangi ülkelere elçi ve mektup göndermiştir? 
Cevap   : Habeşistan, Mısır, Doğu Roma İmparatorluğu ve İran.

Soru 55: Efendimiz (s.a.v.)’in Refikül Ala’ya (Büyük dosta-Cenabı Allah’a) kavuşma 
                olarak tarif ettiği vefatı kaç yaşında olmuştur. 
Cevap   : 63 yıl olmuştur.

Soru 56: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının 
                kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı 
                sahabe kimdir? 
Cevap   : Kab Bin Malik.

Soru 57: Medine’de münafıkların başı olan hainin ismi nedir? 
Cevap   : Abdullah Bin Ubeyy Bin Selul.

Soru 58: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra kendisini peygamber ilan 
                eden ve sonra Yemame’de Vahşi tarafından öldürülen sahtekar kimdir? 
Cevap   : Müseylemetül Kezzap

Soru 59: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç yaşında peygamber oldu ve ne kadar süre 
                peygamberlik yaptı? 
Cevap   : 40 yaşında peygamber oldu, 23 yıl peygamberlik yaptı.

Soru 60: Habeşistan’a yapılan hicret hakkında bilgi veriniz? 
Cevap   : İlki 615 yılının Recep ayında aralarında Hz. Osman ve ailesi Rukiye’nin de 
                bulunduğu 12 erkek ve 4 kadın olarak üç ay devam etmiş olan hicrettir. 
                İkincisi ise 616 yılında 82 erkek, 21 kadın Cafer Bin Ebu Talip 
                başkanlığında yapılmıştır.

Soru 61: İslam’ın ilk düşmanlarından bir kafir vardı ki bu her zaman işkence eder, 
                alay eder ve müslümanları rahat bırakmazdı. Abdullah İbni Mesud’u yere 
                ellerini ve ayaklarını bağlayıp ona işkence yapmış hatta dini ile alay dahi etmişti. 
                Sonunda Bedir savaşında Efendimiz (s.a.v.)’in ondan bana haber getir emri ile 
                savaş meydanında bulup elleri ve ayaklarının eklem yerlerinden ayrı ayrı dört 
                kılıç darbesiyle yerde olduğunu görüp önce İslam’ı son bir kez daha tebliğine 
                şiddetli cevap alması üzerine kafasını keserek sonra onun kulaklarını delip ip 
                takıp sürükleyerek Peygamberimizin yanına getirdiği Allah düşmanı kafir kimdir? 
Cevap   : Ebu Cehil (Cehaletin babası)

Soru 62: Mescidi Nebevinin bir tarafında, evsiz ve yurtsuz olanların ve fakir 
                müslümanların barınması için bir gölgelik yapılmıştı. Buranın üstü kapalı ise de 
                etrafı açıktı ve burası bir ilim yuvası idi. Hatta en çok hadis rivayet eden 
                Ebu Hureyre (r.a.)’da burada yetişmişti. Bu ilim yuvasının ismi nedir? 
Cevap   : Ashabı Suffa

Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.)’in annesi Amine hatunun sadık hizmetçisidir. Hz. 
                Amine hatunun vefatından sonra Peygamberimizi dedesi Abdulmuttalib’e  teslim 
                eden ve Efendimiz (s.a.v.)’in “Annemden sonra annem sensin” dediği bu sadık 
                hizmetçi kimdir? 
Cevap   : Ümmü Eymen

Soru 64: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç çocuğu vardı isimleriyle birlikte söyleyiniz. 
Cevap   : Yedi çocuğu olmuştur. Dördü kız, üçü erkektir. Kızları: Zeynep, Rukiye, 
                Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır. Erkek çocukları: İbrahim, Kasım ve Abdullah’tır.

Soru 65: Hz. Ömer (r.a.)’ın müslüman olması kız kardeşi ve eniştesinin müslüman 
                olduklarını öğrenip onları ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öldürmek niyetiyle gelirken 
                eniştesinin evinin yakınında duyduğu Kur’an’dan etkilenmesi sonucunda olmuştur. 
                Hatta onları dövmesine rağmen yine de tekrar dinlediği eniştesinin okuduğu 
                surenin, kız kardeşinin ve eniştesinin isimlerini söyleyiniz? 
Cevap   : Taha suresi, Kız kardeşi; Fatıma, eniştesi; Said

Soru 66: Bedir savaşında kaç müslüman şehit oldu, kaç kafir öldürüldü? 
Cevap   : 14 müslüman şehit oldu ve 70 kafir öldürüldü.

Soru 67: Uhut savaşında şehit olan müslümanların sayısı kaçtır? 
Cevap   : 72 müslüman şehit olmuştur.

Soru 68: Efendimiz (s.a.v.)’i hicret esnasında yakalayıp Darun Nedve denen müşrik 
                meclisinden hediye almak isteyen ama atının ayakları çöle batarak hedefine ulaşamayan kimdir? 
Cevap   : Süreka

Soru 69: Ezanı Muhammedi’yi rüyasında gören sahabe kimdir? 
Cevap   : Abdullah Bin Zeyd

Soru 70: Uzza isimli putu kıran sahabe kimdir? 
Cevap   : Hz. Halit Bin Velid

Soru 71: Rasulüllah (s.a.v.)’in şairinin ismi nedir? 
Cevap   : Hassan Bin Sabit.

Soru 72: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk olarak peygamberliğini açıkça ilan ettiği yer 
                neresidir ve ilk olarak ona karşı çıkan kimdir? 
Cevap   : Safa tepesinde ve ona ilk karşı çıkan amcası Ebu Leheb’tir.

Soru 73: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in son katıldığı savaş hangisidir? 
Cevap   : Tebuk savaşı.

Soru 74: Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe kimdir? 
Cevap   : Ebu Dücane

Soru 75: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tebliği Mekke dışına çıkarmayı 
                düşündüğünde aklına ilk gelen yer Taif olmuştu. Çünkü orada tanıdık kapısına 
                varabileceği akrabaları vardı. Ama Taif ona beklediği gibi değilde  Ebu Leheb’in 
                emriyle sert bir şekilde cevap vermiş hatta taşlamışlardı. İşte bu yolculukta 
                Efendimiz (s.a.v.)’e eşlik eden bir sahabe vardı. Bu insan atılan tüm taşlara göğüs 
                germişti. Bu yiğit insan kimdir? 
Cevap   : Zeyd Bin Harise.

Soru 76: Hendek savaşına adı verilen hendeklerin uzunluk, boy ve eninin ölçüleri ne kadardır? 
Cevap   : Uzunluğu: 5,5 km, derinliği: 5 m, eni:9 m. dir.

Soru 77: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İştika (yağmur isteme) namazı kılarak dua 
                edip namaz biter bitmez hemen yağmurun yağmaya başladığı bir bölge vardı. 
                Mescidi Nebevinin karşısında olan bu yere Efendimiz (s.a.v.) sıcak havalarda 
                gider ve orada gölgelenirdi. Çünkü bir bulut orayı devamlı ferah tutardı. 
                Buraya daha sonra bir mescit inşa edildi. Bu mescidin adı nedir? 
Cevap   : Gamame mescidi (Bulut mescidi)

Soru 78: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğduğu gece hangi tarihi olaylar meydana 
                geldi? 
Cevap   : a-Kisra sarayında 14 sütun yıkıldı b-Mecusilerin ateşleri söndü c-Sava gölü 
                kurudu.

Soru 79: Tövbe suresinde kendisinden bahsedilen, Peygamber (s.a.v.)’in ilk inşa ettiği 
                mescit olarak bilinen mescit hangisidir? 
Cevap   : Kuba mescidi.

Soru 80: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke hayatında öyle bir yıl yaşadı ki o yıl 
                amcası Ebu Talip vefat etmiş, amcasının vefatından üç gün sonra zevceleri 
                Hz. Hatice (r.a.) ahirete göç etmişti. Aynı yıl müslümanlara ambargo 
                uygulanmış ve zor durumda bırakılmıştı. Bu yıl Efendimiz (s.a.v.) için sıkıntılı 
                olmuştu. İslam tarihinde bu yıla verilen isim nedir? 
Cevap   : Hüzün yılı.

Soru 81: Siyeri Nebi yada Sireti Nebi ne demektir? 
Cevap   : Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını konu alan kitaba verilen isimdir.

Soru 82: Müslümanlardan bazıları sayıca fazla olduklarını düşünüp gurura 
                kapıldıkları için imtihan olarak yeryüzü tüm genişliğine rağmen kendilerine 
                dar geldiği bir savaş yaşadılar. Bu savaşta pusuya düşürüldükleri için 
                dağıldılar, hatta Allah Resulü (s.a.v.)’i yalnız bıraktılar ve büyük bir panik 
                yaşadılar. Hz. Abbas (r.a.)’ın daveti, hatırlatması ve bağırması üzerine 
                tekrar toplanarak zaferi kazandılar. Hakkında inen ayetle müslümanlara ders 
                olan bu savaş hangisidir? 
Cevap   : Huneyn savaşı.

Soru 83: İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır? 
Cevap   : Ranuna vadisinde.

Soru 84: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk vahiy geldiğinde kime anlattı? 
Cevap   : Hanımı Hz. Hatice’ye.

Soru 85: Peygamberimiz (s.a.v.) kaç sene İslam’ı gizli olarak anlattı? 
Cevap   : 3 sene.

Soru 86: Hicret gecesi kafirler nereye toplandı? 
Cevap   : Mekke’de Darun Nedve’de toplandılar.

Soru 87: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicret esnasında saklandığı mağaranın ismi nedir? 
Cevap   : Sevr Mağarası.

Soru 88: Mekke ne zaman fethedildi? 
Cevap   : Hicretin 8. Yılı Ramazan ayının 17.sinde.

Soru 89: Hudeybiye savaşı ne zaman oldu? 
Cevap   : Hicretin 6. Yılında.

Soru 90: Hayber savaşı ne zaman oldu? 
Cevap   : Hicretin 7. Yılında.

Soru 91: Hendek savaşı ne zaman oldu? 
Cevap   : Hicretin 5. Yılında.

Soru 92: Peygamberimizin son savaşı hangisidir? 
Cevap   : Tebuk savaşıdır.

Soru 93: Akabe biati nedir? 
Cevap   : Peygamberimiz (s.a.v.) ile Medinelilerin hicretten önce yaptıkları anlaşmadır.

Soru 94  : Ravza-i Mudahhara neresidir? 
Cevap     : Peygamberimiz (s.a.v.)’in kabri ile minberi arasına denir.

Soru 95  : Asr-ı Saadet ne demektir? 
Cevap     : Rasulüllah (s.a.v.)’in yaşadığı çağa Asr-ı Saadet (mutluluk yılları) denir.

Soru 96  : Rasulüllah (s.a.v.)’in dayısı kimdi? 
Cevap     : Sad Bin Ebi Vakkas.

Soru 97  : İsmet, Emanet, Fetanet, Sıdk ve Tebliğ tüm peygamberlerin ortak sıfatlarıdır. 
                 Bu sıfatların dışında Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait olan sıfatlar nelerdir? 
Cevap     : a- Son peygamber olması 
                  b- Tüm insan ve cinlerin peygamberi olması 
                  c- Şefaat etme yetkisinin olması

Soru 98  : Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce müşriklerle “Fakirleri 
                 koruma ve kalkındırma” adı verilen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın adı nedir? 
Cevap     : Hif-ul Fudul

Soru 99: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra kim yıkadı? 
Cevap   : Hz. Ali yıkadı.

Soru 100: Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyup El-Ensari’nin evinde ne kadar kalmıştır? 
Cevap     : Yedi aya yakın kalmıştır.

Soru 101: Haram aylar adı verilen aylar hangileridir? 
Cevap     : Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır.

Soru 102: Müşrikler döneminde geleneksel olarak şiir yarışmaları yapılırdı. Birinci 
                  gelen yedi meşhur şiir Kabe’nin duvarına asılırdı. Bu yedi şiire ne denirdi? 
Cevap     : Muallakat-ı Seba denir.

Soru 103: Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğduğu evin adı nedir? 
Cevap     : Darud-Tebabia

Soru 104: Her müslümanın iman etmesi gereken akidelerden birisi de Peygamberimiz 
                (s.a.v.)’in Miraca çıkma hadisesidir. Miraç lügatte; yükseğe çıkma ve 
                merdiven manalarına gelir. Miraç hicretten bir buçuk yıl evvel vuku bulmuştur. 
                Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç hadisesinde yedinci kat semada, Mescidi 
                Haram ve Mescidi Aksa’dan sonra uğradığı, meleklerin kıyametekadar hayatlarında 
                bir defa sıra gelerek tavaf ettiği yedinci kat semadaki bu mescidin adı nedir? 
Cevap    : Beytül Mamur.

Soru 105: Uhut savaşında Peygamberimiz (s.a.v.) bir kaç kafire beddua etmişti. 
                 Ancak birisine suçu ağır olmasına rağmen beddua etmedi. Ashaptan bazıları: 
                 “Niçin ona beddua etmiyorsun” diye sorduklarında “Miraç gecesi onu 
                 Hamza ile kol kola cennete girerlerken gördüm” dediği kişidir. Hicretin 
                 8.yılında Mekke fethedildiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından öldürülmeleri 
                 emredilen 10 kişiden de biridir. Fakat daha sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)’e 
                 gelerek af dilemiş ve böylece Mekke’nin fethinden sonra müslüman olup, 
                 Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından Yemame tarafına gitmesi emrolunmuştur. 
                 Peygamberimizin irtihalinden sonra çıkan yalancı peygamberi daha önce hayatının 
                 en büyük hatasını yaptığı kılıçla öldürür. Bu sahabe ve öldürdüğü yalancı 
                 peygamber kimdir? 
Cevap    : Vahşi (r.a.), Müseylemetül-Kezzap

Soru 106: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilk defa açıkça nerede ilan etmiştir? 
Cevap    : Safa Tepesinde

Soru 107: Hicretin dördüncü yılı olaylarındandır. Kilap kabilesinden Ebu Bera, Hz. 
                 Peygamber (s.a.v.)’e gelerek, mensubu olduğu kabilesi arasında irşatta 
                 bulunacak zatlar istedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de 40 veya 70 kişi göndermişti. 
                 Bunların hepsi Ashabı Suffe’dendi. Yolda bu mübarek insanların hepsi şehit 
                 edildiler. Bu olaya İslam tarihinde ne ad verilir? 
Cevap    : Bir-i Maune.

Soru 108: Hz. Peygamber (s.a.v.) sözleri ile insanları İslam’a davet ettiği gibi, 
                  devletlere gönderdiği mektuplarla da bu devlet başkanlarını ve tebaasını İslam’a 
                  davet etti. Bunlardan bir kısmı bu davete sıcak baktı, bir kısmı da reddetti. 
                  Bu mektuplardan birinin gittiği ülke kralı çok memnun olmuş ve bu memnuniyetini 
                  göstermek için bazı hediyeler yanında Hz. Peygamber (s.a.v.)’e birde kadın köle 
                  göndermişti. Peygamberimiz (s.a.v.) bu köleyi azat edip onunla evlendi. 
                  Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlendiği bu validemiz ve ülkesinin adını söyleyiniz. 
Cevap     : Hz. Mariye, Mısır.

Soru 109: Peygamberimiz (s.a.v.)’e Rasulüssakaleyn denmesinin sebebi nedir? 
Cevap     : İnsanlara ve cinlere gönderildiği için

Soru 110: Peygamberimiz (s.a.v.) gençliğinde illegal bir örgüte üye olmuştu. Bu örgüt 
                  haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun haklının yanında 
                  haksızlara, zalimlere karşı tavır koyuyordu. Bu örgütün adı nedir? 
Cevap     : Hılful Fudul  (Fazilet örgütü)

Soru 111: İslamiyet’ten önce Arap kabileleri arasında iç harpler ve kan gütmeler 
                 yaygın halde idi. İslam’ın gelişiyle kan davaları ve kabileler arası harpler 
                 son buldu. Ve insanlar Allah (c.c.)’ın gönderdiği İslam nimeti ile kardeşler 
                 oldular. Bu kabileler yalnız dört ay harp etmeyi haram sayarlardı. Şayet bu 
                 dört ay içinde harp yapılırsa bu harbe ne ad verilirdi? 
Cevap    : Ficar harbi.

Soru 112: Allah (c.c.)’ın gönderdiği en son ve en mükemmel din olan İslam’ın kaynağı 
                 Kur’an’ı Kerim’i Allah’ü Teala “Onu biz indirdik, biz koruyacağız” buyuruyor. 
                 Ve bu arada insanların bazılarına cennette daha fazla mükafat vermek için de 
                 onları ciddi imtihana tabi tutuyor. Biz müslümanların ise çilelere katlanmış olan 
                 bu müslümanlara minnet borcumuz vardır. İşte o insanlarda Kur’an’ın 
                 zamanımıza kadar gelmesinde her türlü çileye katlanmışlardır. Onlardan biri de 
                 Hz. Bilal idi. Hz. Bilal (r.a.)’a kızgın taşla işkence eden kimdir? 
Cevap    : Ümeyye Bin Halef

Soru 113: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Beni Sad kabilesinden Haris adında bir adamın 
                  karısı Halime’ye verdiler. Peygamberimiz (s.a.v.) süt annesinin yanında kaç 
                  yaşına kadar kaldı? 
Cevap     : Beş yaşına kadar

Soru 114: Peygamberimiz (s.a.v.)’in 3 oğlu, 4 kızı olmuştur. Onlardan birisi cariyesi 
                  Mariye’den doğmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mariye’den olan çocuğunun 
                  adı nedir? 
Cevap     : İbrahim


 

 

Kur'an-ı Kerim Oku
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.27809.3151
Euro10.816110.8594
KUTLU DOĞUM 2013

Saat
Takvim
Güzel Sözler

 

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İçinizden, iyiliğe, dünya ve âhiret için en hayırlı olana, İslâm'a, Kur'ân'a, Kuran ilkeleriyle yaşamaya davet eden, teşvik eden, sevkeden; Kurân'ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip etttiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adaleti uygulayarak, kamu düzenini sağlayan, iyiliği emreden, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü akıllarını kullanıp yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin eden, teşkilatçı, eğitimli, yetişmiş, yönetici, uzman, tutkun kadrolar, müesseseler, (devlet)bulunsun. Onlar, işte onlar kurtuluşa ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.  Âl-i İmrân / 104

 İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)

Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. (İbni Haldun)

Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. (Mevlana)

Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)

Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)

Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir. (Kaşgarlı Mahmud)

Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))

Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)

Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a))

Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)

Her gecenin bir gündüzü vardır. (Hz. Ali (r.a))

Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))

Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)

Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)

Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)

En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)

Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)

İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)

Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)

Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)

Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))

Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))

Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)

Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)

Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)

En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)

Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))

Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)

Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))

Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)

Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)

Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)

Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)

Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)

Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))

Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))

İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)

Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)

Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))

Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)

Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)

Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)

Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)

Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)

 

"Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle uğraşmak...

 

Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah'tan başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir."

 

İmamı Rabbani

 

Bir defa ibadetin sana yeteceğini mi sanıyorsun? Dagin eteginde bir kere doyurdugun at ile koca dagi aşabileceğini mi zannediyorsun. ( imam-i Gazali )

 

"“Kendisini memnun ettiğin zaman sende olmayan şeylerle öven kimse; kendisini kızdırdığın zaman da seni, sende olmayan şeylerle kötülemeye kalkar.”

İmam Şafi

 

"“İlim, çok şeyler bilip rivayet etmek değil, Allah'tan korkmaktır.” İbn–i Mes'ud

 

“Bir adamın düşmalığı pahasına bir adamın dostluğunu satın alma.” Hasan–ı Basri

"“Kendini övmek, rüzgârla karın doyurmaya benzer.”

İmam Buhari

 

“Kalbin arzuları içten, nefsin arzuları dıştan gelir.”

Abdulkadir Geylani

 

“Zalime uzun ömürle dua eden, yeryüzünde Allah'a isyan edilmesini seven kimsedir.” Hasan–ı  Basri

 

“Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide, şahidin yoksa davayı kazanamazsın.” Mevlana

 

" Ben gelmedim kavga icin,

Benim isim sevgi icin,

Dost evi gonullerdir,

Gonuller yapmaya geldim...." Yunus Emre

 

Kitabına eğilmiş çocuk, aşını pişiren kadın, tarlasını süren çiftçi, tezgâhtaki sanatkâr, fenalık düşünmeye vakit bulamaz.

 

(Ahmed Yesevî)

 

“Seni ibadet yapmaya layık görmesi, Allah’ın armağanı olarak sana yeter..” (Ataullah İskenderi)

 

“Sen dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre, öyle yaşa ki dünya seni ahirete götürsün.”

(Şems-i Tebrizi)

 

"..Bu yolda istirahat aramak kendini sıkıntıya atmaktır.Bütün varlığını sevgiye vermek, ondan gelen herşeyi seve seve kapmak, acısını, eksisini kaşları çatmadan almak lazımdır.Aşk içinde yasamak böyle olur.(İmam-ı Rabbani K.S)

 

“Allah bir kulun dua etmesine izin vermişse, mutlaka kabulünü de murad etmiştir.”

 

“Kuran okuyunuz. Çünkü Kuran, Kıyamet gününde kendisine dost olanlara şefaatçi olarak gelecektir.”

(Hadis-i Şerif)

 

“Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teala’nin hükmettiğine rıza göstermesidir.”

(Hadis-i Şerif)

 

“Tasalanma… Bak, güzel günler yola çıkmış geliyorlar…”

(Mevlana)


Hadis Tarihi

Hadis Tarihi Ders Notları





Temel Hadis Kitapları ve Muhteva Tahlilleri

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

Giriş

Sünnetin önemini ve dindeki yerini bilmek kadar, sünnet verilerinin günümüze intikalini sağlayan kaynakların genel muhtevasını, tasnif sistemlerini ve ihtiva ettikleri hadislerin niteliklerini bilmek de o kadar önemlidir. Hadis kaynaklarından doğru yararlanabilmek için müelliflerini tanımanın yanı sıra, te’lif amaçlarını, metotlarını ve kullandıkları terminolojiyi de bilmek gerekir.

A. Tasnif Sistemine Göre Hadis Kitaplarının Tahlili

Hadis kitapları iki ana sisteme göre tasnif edilmiştir. Her bir sistemin kendine göre birtakım özellikleri vardır. Bu özellikleri bilmek, ihtiva ettikleri bilginin niteliğini doğru algılamak açısından önemlidir.

1) Birincisi, ‘sahış merkezli/ale’r-ricâl’ sistemdir.

a) Ale’r-ricâl sistemin birinci örneğini teşkil eden Müsnedlerde önce sahâbî râviler muhtelif kriterlere göre sıralanır ve her birinden rivâyet edilen hadisler, konularına bakılmaksızın isimleri altında dercedilir.[1]

Ebû Dâvûd et-Tayâlisî(ö.204/819) ve Ahmed b. Hanbel’in (ö.241/855)Müsned’leri, bu türün en önde gelen örnekleridir.

b) Ale’r-ricâl sistemin ikinci örneğini teşkil eden Mu’cemlerde ise, hadislerin ya ilk sahabî râvileri veya son râvileri olan müellifin hocaları, alfabetik veya kabilelerine göre bir sıralamaya tâbi tutulur; rivâyet ettikleri hadisler isimlerinin altında art arda verilir.

et-Taberânî’nin (ö.360/971) el-Mu’cemü’l-kebîr, el-Mu‘cemu’l-evsat ve el-Mu‘cemu’s-sağîr’i bu grubun en meşhur örneklerini teşkil eder. el-Mu’cemü’l-kebîr ise müsnedler gibi sahâbî ravilerini esas alır.

Ale’r-ricâl sistemin belli râvilerden ne kadar ve hangi hadislerin rivâyet edildiğini tespit etme kolaylığından başka araştırmacıya sağladığı herhangi bir fayda söz konusu değildir. Bu sistemin amacı, hadis metinlerini olduğu gibi korumak, ricâle ait rivâyetleri tespit edip hüküm istinbatı için bir araya getirmektir.[2] Bu tür eserlerin musannifleri, güvenilirlikten ziyâde arşivlemeyi esas aldıkları için, kısmen sistem gereği, kısmen kişisel kabuller sonucu eserlerine zayıf hadis alma konusunda bilinçli olarak mütesâhil davranmışlardır. Ale’r-ricâl eserlerde malzeme sadece mutfağa getirilir, pişirilip sofraya getirilmesi; yani, servis kısmı fıkıhçılara bırakılır.

2) İkincisi ale’l-ebvâb/konularına göre tasnif sistemidir. Bu sistemde hadisler, râvilerine bakılmaksızın konularına göre tasnif edilir. Sistemin temelinde yatan asıl amaç hadisleri delil oldukları konularda zikretmek ve onlar için birer bab/alt başlık tahsis etmektir.[3] Değişik amaçlarla oluşturulan çeşitli türleri vardır:

a) Ale’l-ebvâb sistemin birinci türü Câmî’lerdir. Câmî türü eserler, ale’l-ebvâb/konulu hadis çalışmalarının en önemlileridir. Bu eserlerde hadisler belli bir sisteme göre konularına göre tasnif edilir. Câmi’ türü eserlerin amacı, muhatabı İslamî bütün konularda hadislerle bilgilendirmek; diğer bir ifade ile hadislerin ihtiva ettiği bütün konuları belli bir sistem dâhilinde okuyucuya sunmaktır:

*İmân, İslâm ve tevhitle ilgili konular imân;

*taharetten vasiyete kadar ibâdet ve muamelâtla ilgili konular ahkâm;

*ahlâk ve nefis terbiyesiyle ilgili konular rikâk;

*yeme adabıyla ilgili konular et’ime;

*içme adabıyla ilgili konular eşribe;

*Hz. Peygamber’in âyetlere getirdiği yorumlar tefsir;

*devletler arası ilişkiler, savaş, barış, megâzî ve cihâdla ilgili konulartarih/siyer/cihâd;

*son peygamber, diğer peygamberler, ashabın yaşayış biçimleri ve örneklikleri,menâkıb;

*kıyamet alametleri ve gelecekte meydana gelecek birtakım olaylarla ilgili konularfiten ve melâhim bölümlerinde ele alınır.

b) Ale’l-ebvâb sistemin ikinci türü Sünenlerdir. Sünenler, hükme medar olan ahkâm hadislerini fıkhî konularına göre ele alır. Bu sisteme göre tasnif edilen eserler, genel mânâda ibâdet, muamelât ve ukûbât içerikli hadisleri ihtiva ederler. Onun için sünenler bir nevi ‘fıkhu’l-hadis’lerdir. ‘Hükme medar olma’ veya ‘amel edilmiş olma’yı esas aldıkları için söz, fiil ve takrîr olarak peygambere izâfe edilen merfû’ nitelikli hadisleri ihtiva ederler. Sahâbe ve tabiî kaynaklı mevkûf ve maktû’ nitelikli hadislere pek fazla yer vermezler.[4]

c) Ale’l-ebvâb sistemin üçüncü türü Musanneflerdir. ‘Belli bir sisteme göre sınıflandırma’yı ifade eden musannef kelimesi, terimsel manada, ilk bakışta ‘mevzularına göre tasnif edilmiş hadis mecmuası’ anlamına gelir. Ancak, daha dar manada, ‘hadis konularının hepsini veya pek çoğunu içine alan büyük çaplı hadis mecmualarına verilen bir isim’dir.[5] Genel manada, ale’l-ebvab bütün hadis mecmualarını kapsayan bir anlam içermekle beraber, özel ya da dar manada müstakil bir tasnif sistemini ifade eder.

Musannefler, muhteva ve plan bakımından sünenlere çok benzedikleri için, hadisleri fıkıh bablarına göre tertip ve tasnif edilmiştir. Şu kadar var ki, Musannefler, sistem olarak sünenlerdeki merfû hadislere ilâveten mevkûf ve maktû nitelikli hadisleri de ihtiva ederler.

Elimizdeki örneklere baktığımızda, musanniflerinin, uydurmacılığı açık ve yalancılığı zahir olanların dışında herkesten hadis aldıkları görülür. Dolayısıyla, musannefler; Dihlevî’nin belirttiğine göre sahih, hasen, zayıf, ma’rûf, garib, şâz, münkerdoğru, yanlış, sabit, maklûb gibi her çeşitten hadisleri ihtiva ederler. Bu yüzden Dihlevî Musannefleri üçüncü tabakadan saymıştır.[6] İhtiva ettikleri hadislerin gerekleriyle hükmetmek ancak hadis ricâlini yakından tanıyan, hadis illetlerine vâkıf olan büyük hadis otoritelerinin girişebileceği bir iştir. Bununla beraber, bunlardan mütabaât veşevâhit amaçlı istifade yoluna gidilebilir.[7]

Câmi’, Sünen ve Musanneflerin yanı sıra Müstedrek, Müstahrec ve Zevâidisimleriyle bilinen kitaplar da ale’l-ebvab sisteme dâhildir.

Musannef, Câmi’ ve Sünen kavramları hem bir tasnîf usûlünün hem de özel bazı eserlerin adı olarak kullanılmaktadır.

*Daha sonraları ale’l-ahruf(al­fabetik) bir sisteme geçilerek hadisler ilk kelimelerine göre tasnif edil­miştir. Bunun en yaygın örneğini Süyûtî’nin (ö.911/1505) el-Câmi’u’s-sağîr’i teşkil eder.

Hadis literatürü içinde daha değişik amaçlarla deği­şik isim ve muhtevâda eserler de meydana getirilmiştir.

       B. Yöntem Olarak Hadis Kitaplarının Tahlili

Musannifler, eserlerini oluştururlarken güvenilir veya ma’mûlun bih/amel edilebilirolup olmama açısından hadis almada iki değişik yöntem takip etmişlerdir.

Birinci yönteme göre müellif eserine aldığı hadisleri kendi kriterlerine göre sadece sahih veya ma’mûlun bih olanlardan seçer; başka hadislere yer vermez. Bu yöntemi benimseyenlerin amacı sadece ‘doğru olan bilgi’yi vermek ve ‘hükme medar olma’yı esas almaktır. Buna Buhârî (ö.256/867), Müslim (ö.261/875), İbn Hibbân (ö.354/965) ve İbn Huzeyme’nin (ö.311/923) ‘Sahîh’ adlı eserleri örnek verilebilir.

İkinci yönteme göre musannif, eserine değişik amaç ve sebeplerle sahih, hasen, zayıf, şâz ve benzeri hadisleri alır; ancak hadislerin sonunda durumlarını açıklar. Buna örnek olarak Tirmizî’nin (ö.279/892) Câmi’’i ve kısmen de Ebû Dâvûd’un (ö.275/888)Sünen’i verilebilir.

C. Güvenilirlik Açısından Hadis Kitaplarının Tahlili

Şâh Veliyullâh ed-Dihlevî (ö.1176/1762) hadis kaynaklarını güvenilirlik açısından dört tabakaya ayırır:

1) Sıhhat ve şöhret vasıflarını bir arada bulunduran hadis kitapları birinci tabakayı teşkil eder. Dihlevî’ye göre birinci tabakada yer alan hadis kitapları İmâm Mâlik’in (ö.179/795) Muvattâ’ı, Buhârî (ö.256/867) ve Müslim’in (ö.261/875) Sahîhlerinden ibarettir.

2) Muvattâ ile Buhârî ve Müslim’in Sahîhlerinin derecesine ulaşmayan, fakat onların hemen ardından gelen hadis kitapları, ikinci tabakayı oluşturur. Ebû Dâvûd’un (ö.275/888) Sünen’i, Tirmizî’nin (ö.279/892) Câmi‘’i, Nesâî’nin (ö.303/915) Müctebâ’sı ikinci tabaka kitaplarını oluşturur.

3) Buhârî ve Müslim’den önce ya da sonra tasnif edilen Müsnedler, Câmi’ler,Musannefler üçüncü tabakayı oluşturur. Bunlar sahih, hasen, zayıf, ma’rûf, garib, şâz, münkerdoğru, yanlış, sabit, maklûb gibi, her çeşitten hadisleri içine alır. Ebû Ali’nin (ö.307/919) Müsned’i, Abdurrezzâk’ın (ö.211/827) Musannef’i, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe’nin (ö.235/849) Musannef’i, Abd b. Humeyd’in (ö.249/863) Müsned’i, Ebû Dâvûd et-Tayâlîsî’nin (ö.204/819) Müsned’i; Beyhakî (ö.458/1065), Tahâvî (ö.321/633) veTaberânî’nin (ö.360/970) kitapları bu kabildendir. Bu eserleri tasnif edenlerin amaçları sadece toplamak olmuş, ayıklamak, seçime tâbi tutmak, amel edilmesini amaçlamak gibi bir endişeleri olmamıştır.

4) Musannifleri tarafından asırlar sonra ilk iki tabakada bulunmayan hadislerin toplanmasına yönelik yapılan çalışmalardır.  Bu gruptaki eserlerin muhtevası:

a) Laf ustası vâizlerin, hevâ ve heveslerinin peşinden koşturanların, zayıf râvilerin rivâyetleri olabilir.

b) Sahâbe ve tabiîn sözleri veya İsrâilî haberler yahut hukemâ/bilge kişilerin ve nasihatçıların sözlerinden olabilir; fakat râvileri, onları sehven veya kasten Rasûlüllah’ın hadisleri ile karıştırmışlardır.

c) Kur’an ya da sahih hadisin muhtemel mânâlarından biri olabilir. Rivâyet inceliklerinden haberi olmayan sâlih kişiler, onu mânâ yoluyla rivâyet eder ve bu yolla o muhtemel mânâyı merfû’ bir hadise dönüştürür.

d) Kitap ve Sünnetin işaretinden anlaşılmış mânâlar olabilir. Râvi onu kasıtlı olarak müstakil bir hadis şekline sokar.

e) Çeşitli hadislerde yer alan dağınık ifadeleri bir araya getirir ve onları aynı anda söylenmiş tek bir sözmüş gibi nakleder.

Bu tür hadislerin genelde bulunduğu kitaplar şunlardır: İbn Hibbân’ın (ö.354/965)ed-Duafâ’sı, İbn Adiyy’in (ö.365/975) el-Kâmil’i; Hatîb (ö.463/1070), Ebû Nu’aym(ö.430/1038), Cüzcânî (ö.259/872), İbn ‘Asâkîr (ö.571/1175), İbn Neccâr(ö.643/1245) ve Deylemî’nin (ö.509/1115) kitapları….

Dihlevî, hadis kaynakları olarak değil de belli vasıftaki rivâyetleri ifade eden beşinci bir tabaka/türden daha bahseder ki, bu rivâyetler; fukaha, sûfiyye ve tarihçiler arasında meşhur olmakla beraber ilk dört tabaka içerisinde bir aslı bulunmayan rivâyetlerle, dîni bütün olmayan fakat dili iyi bilen kimselerin, cerhi mümkün olmayan sağlam isnatlarla hadismiş gibi ileri sürdükleri ve fakat Hz. Peygamber’den sadır olmaları mümkün olmayan beliğ sözlerden oluşur.[8]

D. Tabakaların Değerlendirilmesi

Şâh Veliyullâh ed-Dihlevî’nin (ö.1176/1762)  ifadesiyle birinci ve ikinci tabakayı teşkil eden hadis kitapları, muhaddislerin itimadını kazanmış eserlerdir. Onların itibar ettikleri hadisleri aldıkları kitaplar bunlardır.

Üçüncü tabakada yer alan kitaplardaki hadislerin gerekleriyle hükmetmek ancak hadis ricâlini yakından tanıyan, hadis illetlerine vâkıf olan büyük hadis üstatlarının girişebileceği bir iştir. Bununla beraber, bunlardan mütabaât ve şevâhit amaçlı istifade yoluna gidilebilir.[9] Ancak, Abdulfettâh Ebû Ğudde, Beyhakî ve Tahâvî’nin, özellikle de Tahâvî’nin kitaplarının üçüncü tabakadan sayılmasını doğru bulmamaktadır.[10]

Dördüncü tabakadaki hadislere gelince Dihlevî’ye göre bunları toplamak, onlardan hüküm istinbatına girişmek son dönemlerde ortaya çıkmış bir tekellüften ibarettir.[11]

Dikkat edilirse Dihlevî, kaynakları toplu bir değerlendirmeye tâbi tutmaktadır. Şurası muhakkak ki, musanniflerin metotlarını belirtmeden, kullandıkları terminolojiyi ve hadisler hakkında yaptıkları değerlendirmeleri ortaya koymadan böyle toptancı bir yaklaşım içinde olmak, hem gerçekçi olmaz, hem de son derece yanıltıcı olur.

E. En Önde Gelen Hadis Kitaplarının Muhteva Tahlilleri

      Burada en mütedavel hadis kitaplarını muhteva ve güvenilirlikleri açısından tanıtmaya çalışacağız.

       1. Ahmed b. Hanbel’in (ö.241/855) Müsned’i

      Ahmed b. Hanbel h. 164’de Bağdad’da doğmuş, h.241′de vefat etmiştir.

700’den fazla sahâbî’den nakledilen 30.000’e yakın hadisi ihtivâ eden MüsnedAhmed b. Hanbel’in baş eseri olduğu kadar Müsned türünün de en meşhurudur.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned‘i 750.000 hadisten seçerek meydana getirmiştir. Elimizdeki Müsned, oğlu Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’in rivâyet ettiği nüshanın, Ebû Bekr Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î(ö.368/978) tarafından yapılan rivâyetidir. Gerek Abdullah b. Ahmed b. Hanbel gerekse râvîsi Ahmed b. Ca’fer el-Katî’îMüsned’e bazı ilâveler yapmışlardır. Katî’î’nin ilâveleri azdır.[12]

    Sıddîkî’ye göre İbn Hanbel’in bu büyük eseri telif gâyesi; ne tümüyle sahîhhadisleri toplamak, ne de özel bir konuyla ilgili hadisleri bir araya toplamak ve ne de belli bir İslâm Mezhebi’ni destekleyen hadislerden bir mecmua oluşturmaktır. Onun gâyesi, sahîholduğu kendisince ispat edilebilecek olan ve kendi devri için, münâkaşalarda esas vazifesini görebilecek bütün hadisleri bir araya getirmektir. Nitekim o, “Bu kitabı bir rehber olarak hazırladım, Hz. Peygamber’in sünnetinde ihtilaf edenler ona müracaat ederler.” demiştir.[13]

    Görüldüğü gibi Ahmed b. Hanbel, Müsned’e aldığı bütün hadislerin “sahîh” olduğunu iddia etmiş değildir. Ölüm döşeğindeyken bile o, Müsned’den bir hadisin çıkarılmasını oğlundan istemiştir.[14] Bu onun, eseri hakkında sürekli bir tetkik ve araştırma içinde olduğunu gösterir, yoksa onun “eserinin bütün muhtevâsının sahîholduğundan emin olmadığını”[15] değil!. Zira ilimde araştırma süreklidir, emin olunsun olunmasın netice değişmez.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned’e sırasıyla;

    a. Zabt ve adâlet vasıfları ile tanınan râvîlerin hadislerini,

    b. Yalancılığı duyulmamış, dînî konularda hakkında şüphe edilme­yen mestûr râvilerin, birinci grup râvilerin rivâyetlerine ters düşmeyen hadislerini almıştır.

    O, oğluna hitâben “Hadis usûlümü bilirsin: aynı konuda zıddına sahîh bir hadis bulunmadıkça, zayıf hadislere karşı çıkmamı­şımdır”[16] demiştir.

    Bu sözlerden onun “sahîh ve “sahîh olması muhtemel” hadisleri Müsned’ine aldığı anlaşılmaktadır.

2. İmam Mâlik’in (ö.179/ 795) el-Muvatta‘ı

İmam Mâlikh. 93 yılında Medine’de doğmuş, h.179/795’da 85 yaşlarındayken Medine’de vefat etmiştir.[17] Etbâu’t-tâbiîn’dendir.

    İmam Mâlik, ders süresince tek şekilde oturur, ayakta hadis rivâyetinden hoşlanmazdı. Hadis dersi için özel hazırlık yapardı. Yıkanır, güzel kokular sürünür, temiz ve yeni elbiseler giyer, huşu’ ve vakar ile otururdu. Ders süresince güzel kokulu öd ağacı (buhur) yaktırırdı.

    İmam Mâlik, hadise olan saygısı dolayısıyla, hadisleri kabulde ihti­yatı elden bırakmamış, olabildiğince titiz davranmıştır. Hatta onun Pey­gamber Mescidi’nin direklerini işâret ederek şöyle dediği nakledilir: “Şu sütunlar dibinde, ‘Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu’ diyen yetmiş kişiye rastladım. Bunların hiçbirinden bir şey almadım. Bunlar belki, beytu’l-mâl kendilerine emanet edilecek kadar emin kişilerdi. Fakat onların hiçbiri buna (hadis almaya) ehil değildi.”

    İmam Mâlik, Muvatta’ı önceleri 10.000 hadisten meydana getirmiştir. Eserini her sene yeniden gözden geçirir ve bazı hadisleri çıkarırdı. Sonunda elimizdeki 1720 rivâyeti ihtiva eden Muvatta kalmıştır. Muvattaşârihi Zürkânî (ö.1122/1710) bu rakamı şöyle sınıflandırır:

    600’ü müsned (merfu),

    222’si mürsel,

    613’ü mevkûf,

    285’i maktu’dur.

    Bu taksimde de görüldüğü gibi İmam Mâlik, önce Hz. Peygamber’den gelen hadisleri, sonra ashâbdan gelenleri, daha sonra da tâbiûndan gelen âsârı zikretmektedir. En sonunda da kendi görüşünü belirtir.[18]

    Tirmizîşârihi Ebû Bekr b. el-Arabî(ö.543/1148) göre Muvattailk asıldır. Sahîh-i Buhârîde ikinci asıldır. Müslim, Tirmizîve diğer muhaddisler, kitaplarını bu iki asl üzerine bina etmişlerdir.”[19] der. Meselâ Buhârî, Muvatta’daki 300 hadisi, Sahih’inin 600 yerinde zikretmiştir.[20]

Muvatta, Buhârîve Müslim’in sahîhleri ile birlikte hadis kitaplarının birinci tabakasını meydana getirmektedir.[21]

      3. Buhârî’nin (ö.256/870) Sahîh’i

    Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Buhârîh. 194/810 yılında Buhâra’da doğmuş, 256/870 yılında Ramazan Bayramı gecesi 62 yaşında iken vefat etmiştir.

    Daha on yaşlarında iken hadis ezberlemeye başlamıştır. Bini aşkın hocadan ders almıştır. Bütün ömrünü ve her şeyini hadise adayan Buhârî’nin ezberlediği hadis sayısı ise, kendi ifâdesiyle, yüz bini sahîh, toplam üç yüz bindir.[22]

    Buhârî’nin hadis bilgisi, devrin bilginlerince insaf hudutlarını aşacak tarzda yoklanmıştır. Bir keresinde 100 kadar hadisin sened ve metinleri karıştırıldıktan sonra Buhârî’ye okunmuş ve bu hadisler hakkında ne düşündüğü sorulmuştur. Buhârî hepsini ezberden düzeltmiş ve soranla­rın hayranlıklarını kazanmıştır. İbn Hacer (852/1448) onun hakkında, “Gök kubbenin altında, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerini Buhârî’den daha iyi bilen birini görmedim.” demektedir.

    Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh adlı eserini 600.000 hadis arasından seçmiştir. Onu Mescid-i Haram’da telif etmiştir. Concordance’a göre 97 kitab ve 3730 bâbtan/konudan oluşmaktadır. Mükerrerler dahil 7275 hadis ihtivâ etmektedir. İbn Hacerbu sayıyı 9082 olarak vermektedir. Mükerrerler dışında dört bine yakın hadis vardır. İbn Hacerbu sayıyı da 2761 olarak vermektedir.

    Bab merkezli düşündüğümüzde, telif sebebi de göstermektedir ki Buhârî’ninSahîh’inde zayıfhadis yer almamaktadır. Ancak Buhârî, bazen istidlâl kabilinden ve bâb başlığı’nda (terceme) olmak kaydıyla zayıf  hadis zikreder. Yalnız bunları, öteki hadisleri zikrettiği gibi tahdîs sığasiyle vermez. Senedsiz olarak verir. Bu hadislerin zayıflıkları da azdır.

    Buhârî, bâb başlıklarını çoğu zaman âyet-i kerîmelerden, bazen hadislerden iktibaslarla ve bazen de serbest şekilde ve fakat fıkhî bir anlam taşıyacak tarzda seçtiği ibârelerle tanzim etmiştir. Bu yüzden Buhârî’nin fıkhî görüşleri bâb/konu başlıklarında yer alır.

    Buhârî, kitabını kitaplara/bölümlere ayırırken bir insana doğumdan ölüme kadar gerekli olan bilgileri bir mantık silsilesi çerçevesinde sıralamaya çok dikkat eder. Kitabının ilk bölümü “Bed’u’l-vahy’dir. İkncı sırada “Kitâbu’l-imân”ı, üçüncü sırada “Kitâbu’l-ilm”i, daha sonra “Kitâbu’s-salât”ı ele alır. Hedef aldığı kitleyi önce vahiyle, sonra imanla, daha sonra ilim ve ibadetle buluşturur. Bir insan, ilim olmadan aklıyla Allah’ı keşfedebilir; fakat, ilim olmadan O’na ibadet ve kulluk edemez. Önce imandan sonra önce bilgi ve sonra da ibadet gelir. Buhârî bu sıralama ile iman-ilim ve ibadet üçlüsünün önemine dikkat çeker.

    Buhârî, bazen bir hadisi ilgisi dolayısıyla ve ondan hüküm istinbât etmek düşüncesiyle muhtelif kitapların çeşitli bâblarında hadisi bölerek (takti’) tekrarlar. Ancak çoğu kere böyle hadisi değişik yerlerde verirken ayrı ayrı senetle zikretmeye dikkat eder. Bununla da hadisin değişik senetlerle rivâyet edilmiş olduğunu ispatlamış olur.[23]

    “Müellifler hadisleri boş yere tekrar etmezler. Hadisin farklı senetlerle gelmesi, metne ait lâfızların farklı olması gibi bir çok sebebi vardır. Bazen bir hadisin tek bir sahâbîden, değişik senedlerle ve farklı lafızlarla rivâyet edildiği olur. Müelliflerin bütün rivâyetleri toplama arzuları dolayısıyla kitaplarında tekrarlar görülür.[24] Böylece hem hadisi kuvvetlendirir, hem de lafız farklılıkları dolayısıyla başka başka hükümlerin elde edilmesine imkan sağlar.

    Buhârî’nin Sahih’i, hadis kitaplarının birinci tabakasına dahildir.

    4. Müslim’in (ö.261/874) Sahîh’i

   Ebu’l-Hüseyin Müslimb. Haccâc el-Kuşeyrî, h. 202, 204 veya 206 tari­hinde Nişabur’da doğmuş, bir hâdisi araştırmakla meşgulken 261/874’de vefat etti.

Müslimde Buhârîgibi bütün hayatını hadise adamıştır. O, devrin ilim merkezleri olan Hicaz, Mısır, İran, Suriye, Mezopotamyave Türkistan’a seyahatler yaptı. Bağdad’a bir kaç kez gitti geldi. Gezdiği yerlerdeki hadis bilginlerinden ders aldı.

    “Sahih-i Müslim” diye şöhret bulmuş olan el-Müsnedü’s-sahîh, Kütüb-i sitte’nin ikinci kitabıdır. İmam Müslim onu, 300.000 hadis içinden seçe­rek meydana getirmiştir.

    Müslim, kitabına aldığı hadisler hakkında şöyle der: “Ben, bana göre sahih olan her hadisi bu kitaba almış değilim. Ben, bu ketaba sadece sıhhati konu­sunda ulemânın icma ettiği hadisleri aldım.”[25]

    İmam Müslim’in kitabına aldığı hadisler, genellikle, Buhârî’deki merfu’ hadislerdir. O, Buhârî’de bulunmayan 820 merfu’hadisi de tahriç etmiştir.

    Müslim’in Sahîh’inde mevkûf ve maktu’hadisler çok azdır.[26]

Kitabın üslûb ve siyâkına özen göstermiş, fıkhî istinbat gayesiyle hadisleri bölüp muhtelif bâblarda zikretmek gibi bir yönteme baş vurmamış, bir hadisin farklı rivayet tariklerini bir araya toplamaya gayret etmiş, dolayısıyla hadisçiliğe daha fazla önem vermiştir.[27]

    Yine bazı hadisleri birden fazla yerde tekrarladığı da olmuştur. Tekrar ettiği hadislerin sayısı 137’dir.

    Rivâyet edilen lafzı aynen edâya büyük itina gösterir. Râvilerin bir harfte de olsa ihtilaflarını kaydeder (Buhârî, mânâ ile rivâyeti tecviz ettiği için buna o kadar riâyet etmez).

    Müslim’in Sahîh’i “kitab” adını taşıyan 54 bölümden oluşmaktadır. Bâblarının sayısı ise, 1322’dir. Mükerrerler dışında 3033 Hadis ihtivâ et­mektedir.[28] Kitab isimleri, Buhârî’deki kitab isimleriyle büyük ölçüde paralellik arzeder. Bâb başlıkları ise, daha sonra Nevevî (ö.676/1277) tarafından konulmuştur.

Sahîhân’ın Mukâyese edecek olursak şunları söylemek mümkündür: Buhârî’ninSahîh’i, Kur’an’dan sonra en güvenilir kaynak olarak üm­metin bütünü tarafından kabul edilmiştir. Buhârî’nin Sahîh’inin Müslim’e tercih yönlerini şöyle sıralamak mümkündür:

     1. Buhârî’nin sıhhat için ortaya koyduğu şartlar daha kuvvetlidir.

    2. Râvîde, kendisinden hadis rivâyet ettiği kişi ile bir defa da olsa mülâkat etmiş olmayı arar (Müslim ise, görüşmüş olmayı değil, görüşe­bilme imkânının bulunmasını yeterli görür).

    3. Buhârî’nin râvîlerinin adâlet ve zabt yönü, Müslim’in râvîlerinden üstündür. Zira Buhârî’nin ricâlinde cerh edilenler oldukça azdır. Onlar­dan da Buhârî’nin rivâyeti pek azdır. Aslında bunların büyük bir kısmı da Buhârî’nin kendilerini pek iyi tanıdığı kendi şeyhleridir.

    4. Buhârî’nin, şâz ve illetten salim olma yönünden de belli bir üstünlüğü vardır. Buhârî’de tenkide uğrayan hadis sayısı pek azdır.

    5. Müslim, Buhârî’nin talebesidir. Onun eserlerinden istifâde etmiş ve ona dayanmıştır. Bunun için de ed-Dârekutnî, “Eğer Buhârî olmasaydı, Hadîs İlmi’nde Müslim ortaya çıkmaz ve bu mertebeye ulaşamazdı” demiştir.[29]

    6. Tenkide en az uğrayan hadis kitabı Buhârînin Sahîhidir.[30]

Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Maîn, Ali b. el-Medînîvb. âlimler 4 ha­dis dışında Buhârî’deki bütün hadislerin sahîh olduğuna şehâdet etmişlerdir. Ebû Ca’fer Muhammed el-Ukaylî (322/934), “Bu 4 hadis husu­sundaki söz, yine Buhârî’nin sözüdür; onlar da sahîhtir.” der.

       5. Tirmizî’nin (ö.279/892) Câmi’î

    Ebû İsâ künyesiyle meşhur Muhammed b. İsâ b. Sevre et-Tirmizî, Tirmiz’de h. 209/827 yılında doğmuş,[31] h.279/892’da Tirmiz’de vefat etmiştir.

    Tirmizî; Arabistan, Mezopotamya, İran ve Horasangibi çeşitli ilim merkezlerine hadis öğrenmek için seyahatler yapmıştır. O, Buhârî, Müslimve Ebû Dâvûdgibi öteki Kütüb-i sitte müellifleriyle görüşmüştür.

    Kendisi hakkında devrin ulemâsının gerçekten gıbta edilecek değer­lendirmeleri ve övgüleri vardır.[32]

    Tirmizî’nin en meşhur eseri Sünenü’t-TirmizîKütüb-i sitte’nin üçüncü kitabıdır.

   Tirmizî, eserini Hicaz, Irak ve Horasanâlimlerine sunmuş, hepsi de beğenmişlerdir. O, kitabını “Kimin evinde bu kitap bulunursa orada konuş­makta olan Peygamber var demektir”[33] diye takdim etmektedir. Yine o, “iki hadis dışında” kitabındaki bütün hadislerin ma’mûlun bih olduğunu da söylemektedir.[34]

    Câmi’, ale’l-ebvâbbir tertibe sahiptir. Tahâretten İlel’e kadar uzanan 46 kitabı ihtiva emektedir. Concordance’a göre Câmi’; 46 kitab içinde 2496 bâb[35] ve A. M. Şakir’in (ö.1958) tahkiki ile yapılan baskıya göre de 3956 hadis[36]den meydana gelmektedir.Tuhfetu’l-ahvezîşerhi ile birlikte olan baskıda hadis sayısı 4051’dir.[37]

    Mevkûfve maktu’hadisler Tirmizî’de merfu’ hadislerin değerlendirilmesi sadedinde sevk edilmişlerdir. Buhârî bu iki çeşit hadisi bâb başlıklarında muallak olarak verir. Müslimise bu iki çeşit hadise çok az yer verir.[38]

    Tirmizî, bâb başlığı altında bir veya bir kaç hadisi verdikten sonra, sı­rasıyla şu işlemleri yapar:

    a. Hadisin sıhhat durumu (hasen, sahîh, zayıf, garîb olduğunu) mutlaka açıklar.

    b. Râvilerin durumunu, varsa, senetteki illeti beyan eder.

    c. Hadisin -varsa- diğer tariklerini verir.

    d. Konuyla ilgili, diğer sahâbîlerden yapılmış rivâyetler varsa, onlara da “ve fi’l-bâbi an fülânin ve fülân…” diyerek, sahâbîisimlerini vermek suretiyle işaret eder.

    e. O konuyla ilgili olarak fukahanın görüşlerini, hadisle nasıl ihticac ettiklerini, ulemâ arasında ittifak mı, ihtilâf mı bulunduğunu anlatır. İcma’varsa, mutlaka işaret eder. Bazen de uygulamanın hangi yönde olduğunu gösterir.[39]

Abdülaziz ed-Dihlevî (ö.1239/1824) Tirmizî’nin Câmi’ini şu dört özel­liğe sahip olmakla övmektedir:

    a. Tertibi mükemmeldir, tekrar yoktur.

    b. Fakihlerin kanaatlerine, yer yer de istidlâl usullerine işâret eder.

    c. Hadislerin sıhhat durumlarını, bilhassa illetlerini açıklar.

    d. Hadis ricâline dair değerli bilgiler verir.[40]

    Tirmizî’nin Câmi’i, usûle ait kaidelerin tek tek hadislere uygulanması, bir başka ifade ile usûl ile furûun birleştirilmesi açısından fevkalâde önem ve değere sahiptir.

    Tirmizî, hadislerin sıhhat durumunu tesbit için çoğu kere mürekkeb terimler kullanır.

    Tirmizî’nin Câmi’i, hadis kitaplarının ikinci tabakasına dahildir.[41]

    Câmi’ türündeki bu üç eseri mukâyese edecek olursak şöyle diyebiliriz: Tirmizî, hadisçilik nokta-i nazarında Müslim’e; fıkhu’l-hadisnoktasın­dan da Buhârî’ye ait özellikleri, onlara yakın ölçüde kendisinde toplamış bulunmaktadır.

    Tirmizî, hadis kabulündeki şartlar açısından Buhârîve Müslim’den daha mütesâhil bir tutum içindedir. Onun eseri “Hasen” hadis terimini belli bir muhtevaya kavuşturması açısından Sahîhayn’dan farklı bir nitelik arz etmektedir. Onun Câmi’i, Buhârîve Müslim’den çok daha fazla zayıf hadis ihtivâ etmektedir. Ancak bu hadislerin durumunu Tirmizî, açıklıkla ortaya koymaktan çekinmez. Ancak bunları ya bilgilendirmek veya başka bir hadisi desteklemek amacıyla zikreder.

      6. Ebû Dâvûd’un (ö.275/888) Sünen’i

    Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş’as b. İshak el-Ezdî es-Sicistânî h. 202’de Sicistan’da doğmuş, H. 275/888’de Basra’da vefat etmiştir.

    Fıkıh bâblarına göre tasnîf edilmiş ahkâm hadislerini ihtiva eden kitaplara sünen denir.

    Sünen’ler fıkhî görüşle telif ve tasnîf edildikleri için, genellikle, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirlerini bize nakleden merfu’ sünnet verilerini ihtiva eder. Mevkûf ve maktu’haberlere pek yer vermezler.[42]

        Sünen’lerin muhtevâlarını, ibâdât, muamelât ve ukûbât bölümleriyle özetlemek mümkündür.

       Sünen denilince, öncelikle Kütüb-i sitte’ye dahil olan sünenler akla gelir.

Ebû Dâvûd’un Sünen’i, Buhârî ve Müslim’in sahihleri ile mukayese edildiğinde, güvenilirlik bakımından bazıları onun sahîhayndan hemen sonra geldiğini söyler. Söz konusu âlimler, onu sahîhayna en yakın eser olarak kabul eder ve kütüb-i sitte içerisinde üçüncü sırayı ona verir.[43]

Hatîb el-Bağdâdî’nin (ö.463/1070) kendisine ulaşan bir senetle naklettiği sözlerinde ve bizzat kendisinin Mekkelilere yazdığı mektupta, Ebû Dâvûd, Sünen’inde;sahih, sahihe benzer (şibhuhu), sahihe yakın (mukâribuhu)[44] ve kendisinde aşırı vehn/zayıflık bulunup durumlarını açıkladığı hadisler zikrettiğini, hakkında hiçbir şey söylemediklerinin salih olup bir kısmının diğer bir kısmından daha sahih olduklarını[45]belirtir.[46]

Ebû Dâvûd, prensip olarak her hadis hakkında ayrı ayrı değil, gerekli gördükçe değerlendirme yapar.

Ebû Dâvûd, terkinde icma edilmemiş herkesten hadis almayı prensip edindiği için[47]sahih bir hadis bulamadığı konularda zayıf hadis zikreder ve zayıf olduğunu açıklar.[48]Bu tür hadislerin zayıflığı ciddi değildir.

Başka bir rivâyeti desteklemek amacıyla isnadı zayıf hadisler naklettiği gibi[49]terğîb ve terhîb içerikli zayıf hadisler de nakleder. Fakat zayıf olduğunu belirtir.[50] Bab içinde sahih bir senedi desteklemek amacıyla zayıf hadis zikrettiği de olur.[51]

Mısır, Mezopotamya, Mağribve dünyanın bir çok bölgesindeki muh­telif mezhep âlimlerince standart bir hadis kitabı olarak benimsenmiş ve çokça okunmuş olan Ebû Dâvûd’un Sünen’i, Concordance’a göre 40 kitab ve 1889 bâbtan meydana gelmektedir. Toplam olarak, müellifin kendi ifâdesiyle 4800 hadis ihtiva etmektedir.[52] Süneni hakkında o şöyle der: “Sünen’e sadece ahkâm hadislerini aldım. Zühd ve amellerin faziletleri ve diğer fezâil ile ilgili konuları işlemedim. Eserde mevcud 4800 hadisin tamamı ah­kâma aittir. Zühd, faziletler ve diğer konularda bir çok hadis bulunmasına rağmen onları kitaba almadım.”

      Ebû Dâvûd’un Sünen’indeki hadisler, Zehebî’ye göre şöyledir:[53]

     1) Şeyhân’ın birlikte tahrîcettikleri hadisler (bunlar kitabın yarısını teşkil eder).

     2) Şeyhân’dan sadece birinin kitabına aldığı hadisler.

    3) Sahîhân’da olmamasına rağmen, senedi ceyyid olan ve aynı za­manda şazve illetli olmayan hadisler.

    4) İsnadı sâlih[54] olan iki ya da daha fazla leyyintarikten geldiği için ulemânın kabul ettiği hadisler.

    5) Râvîdeki hâfıza noksanlığı sebebiyle isnâdı zayıfkabul edilen ha­disler (ki, bu tür hadisler hakkında Ebû Dâvûdçoğu kere sükût eder).

    6) Râvisinin za’fı çok açık olan hadisler (Bu tür hadislerin za’fını müellif genellikle açıklar).[55]

Bu durum, Ebû Dâvûd’un, “fakihlerin delil olarak kullandıkları ah­kâm hadislerini bir araya toplamak” gâyesinin tabiî bir sonucudur. Böyle bir maksadla yola çıktığı için Ebû Dâvûd,kitabına Sahîh, Hasen, Leyyinve amel edilebilir hadisleri almıştır. Çünkü ona göre,aşırı derecede zayıfolmayan hadis, re’y ve kıyas’tan önde gelir.

       Aslında Ebû Dâvûd, Sünen’inde zayıfhadislerin mevcudiyetini bizzat kendisi söylemiştir. Ancak, o “muhaddislerin ittifakla terkettikleri” herhangi bir hadisi kitabına almamıştır.

“Toptan bir değerlendirme ile ‘Sünen’deki hadislerin hepsi sahihtir’ demeye nasıl imkân yok ise, ‘hepsi hasendir’ hükmünü vermek de mümkün değildir. Birincisini söylemek mübalağa, ikincisini söylemek ise, üstünkörü bir hüküm olur. O halde yapılacak toptancı değerlendirmeler yerine her hadis için ayrı ayrı hüküm vermek, müellifin tavrını dikkate almak daha isabetli ve ilmî bir tutum olacaktır.”[56]

       Ebû Dâvûd’un Sünen’i hadis kitaplarının ikinci tabakasına dâhildir.[57]

       7. Nesâî’nin (ö.303/915) Sünen’i (el-Müctebâ)

     Ebû Abdirrahman Ahmed b. Şuayb en-Nesâî214/829 yılında Nesâ’da doğmuş, Remle’de veya Mekke’de h. 303/915 yılında vefat etmiştir.

     Nesâî, zamanı­nın en meşhur hadis âlimlerinden biridir. Daha ziyâde fıkhî hadisleri derlediği Kitabu‘s-Sünen’l-kebîr’i[58] sahîhve illetli hadisleri de ihtivâ etmek­teydi. Sonra istek üzerine Nesâî bu kitabını sadece sahîhhadisleri almak üzere ihtisar etti ve bu yeni eserine el-Müctenâ veya meşhur olduğu şekliyle el-Müctebâadını verdi.

    el-Müctebâ, sünenler içinde en az zayıfhadis ve cerh edilmiş râvîsi bulunan bir kitab olarak bilinir. Bunun için de Sahîhayn’dan sonra üçüncü sırada sayılması gerektiğini savunanlar olmuştur.[59] Hattâ Nesâî’nin, rical tenkidinde Müslim’den daha sıkı davrandığı bildirilmektedir.[60]

    Nesâî, hadisler arasındaki çok küçük rivâyet farklarını bile, hadisi baştan aşağı tekrar etmek suretiyle gösterir. Gariptir ki, onun bu hassâsiyeti, Musevî asıllı müsteşrik Goldzihertarafından “küçük işlerle uğraşma” olarak tenkid edilmiştir.[61]

Nesâî, Tirmizî’de olduğu gibi, her hadis için ayrı bir değerlendirme yapmaz. Onun değerlendirmesi, kitabına almış olmasıdır.

    Sünen, 51 kitab ve 2400’e yakın bâb/konu alt başlıklardan oluşmaktadır.[62]

     “Sünen-i Nesâî” denilince el-Müctebâanlaşılır. el-Müctebâ hadis kitaplarının ikinci tabakasına dâhildir.[63]

        8. İbn Mâce’nin (ö.273/886) Sünen’i

    İbn Mâcekünyesiyle meşhur Ebû Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvînî h. 209’da Kazvin’de doğmuş, H. 273/886’da Ramazan ayında vefat etmiştir.

İbn Mâce’nin Sünen’i, mukaddime hariç 37 kitab, 1515 bâb ve 4341 ha­disten oluşmaktadır. Bu hadislerden,

    3002’si öteki beş kitabın müelliflerinin ya beşi veya bir kısmı tarafın­dan rivâyet edilmiştir. Geriye   kalan 1339 hadis ise, sadece İbn Mâce’de bulunan hadisler (zevâid)dir. Bunların da;

    428’inin ricâli güvenilir, isnadları sahîhtir.

    199’unun isnadı hasen’dir.

    613’ünün isnadı zayıftır.

    99’unun ise isnadı yok hükmünde (vâhî), veya münkerya da yalanlanmıştır.”[64]

    İbn Mâce’nin, kitabını telif edince, devrin meşhur münekkidi Ebû Zür’a’ya takdim ettiği, onun da 30 kadar zayıfhadis dışında kitabın bü­yük bir değer taşıdığını söylediğine dair Ebu’l-Fadl b. Tahir el-Makdisî(ö.507/-1113) tarafından ileri sürülen rivâyet, senedindeki inkıta sebebiyle Süyûtî (ö.911/1505) tarafından “doğru olmayan bir hikâye” diye tenkid ve reddedilmiştir.[65]

    İbnü’l-Cevzîgibi Mevzûat yazarları, şahıslar, kabileler ve şehirlerin faziletleri ile ilgili hadislerin uydurma olduğunu ileri sürmüşlerdir. Delhi’li Şeyh Abdulhakda İbn Mâce’ninSünen’indeki Kazvinşehri hakkındaki hadislerin uydurma olduğunu söylemiştir.[66]

    Aslında İbn Mâce’nin Sünen’i, tertibi, tekrardan uzak ve kısa oluşu ile oldukça değerlidir.[67]

Sünen’in Kütüb-i sitte’ye dahil edilişi, Ebu’l-Fadl b. Tahir el-Makdisî’nin (507/1113)“Etrâfu’l-kütübi’s-sitte ve “Şurûtü’l-eimmeti’s-sittesinde 6. kitab olarak zikretmesiyle başlamıştır. Sonraki yazarlar da aynı yolu takib edince 7. asırdan itibaren Sünen,Kütüb-i sitte’nin 6. kitabı olarak hadis edebiyatı içindeki mümtaz yerini almıştır.[68]

    Sünen’in, elde mevcut baskısında bazı hadis metinlerinin hemen al­tında küçük puntolarla dizilmiş siyah satırlardaki “ve fi’z-zevâid” diye başlayıp devam eden bilgiler,Kütüb-i sitteiçinde sadece İbn Mâce’de bulu­nan hadislerin sıhhat derecelerini gösterir. Bu notlar, Hafız Ahmed b. Ebî Bekr el-Bûsırî’nin (ö.840/1436) Kitâbu zevâidi İbn Mâcesinden alınmış­tır. Bu eserde 1553 hadis yer almaktadır.[69]

    Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, İbn Mâce’nin Sü­nenine hadis kitaplarına ait yaptığı tabakalamada yer vermemiştir.[70] Ancak onu ikinci tabakaya dahil etmek mümkündür.

    9. Dârimî’nin (ö.255/868) Sünen’i

    Ebû Muhammed Abdullah b. Abdirrahman et-Temîmî es-Semerkandî ed-Dârimî, h. 181/797’de Semerkand’da doğmuş, h. 255/868’de Merv’de vefat etmiştir.

Sünen, Arapların İslâm öncesi bazı tatbikatları, Hz. Peygamber’in sîreti, hadislerin yazıya geçirilmesi ve ilmin fazileti ile ilgili hadislerden oluşan 163 sayfalık uzun bir giriş (mukaddime) ve 23 kitaptan meydana gelmektedir. İki cilt halinde matbu olan[71]Sünen’de 1403 bâb/konu içinde 3500 hadis yer almaktadır. “Ebu’l-Vaktrivâyetinde 3557 hadis ve 1408 bâb bulunmaktadır.”[72]

Sünen, kendisine özgü ve gerçekten kıymetli mukaddimesi dışında tahâretten vasiyyete kadar uzanan fıkhî bölümleri, fıkıh kitaplarındaki sıralanışlarına uygun biçimde ihtiva etmektedir. En sonunda da Fedâilu’l-Kur’ân’a ait bir bölüm yer almaktadır. Kitab bu muhtevâsı, Sünen’dir. Ancak Dârimî’nin Sü­neni, “ahâdîs-i mürsele ve mevkûfeyi de muhtevî olmakla”,[73] sünenlerin ge­nel muhtevâsı dışına taşmış bulunmaktadır.[74]

    Dârimî’nin Sünen’i mevsuk bir hadis kitabı kabul edilmek ve hatta bazı hadisçilerce Kütüb-i sitte’nin 6. kitabı olmaya lâyık görülmekle bir­likte,[75] bütün hadisleri, “sahîh” şartlarını -tam olarak- taşımamaktadır. Bununla beraber, “rical-i zuafâsı az, ahadis-i münkere’si nâdirdir”.[76]

    İbn Hacer’in (ö.852/1448)  belirttiğine göre Dârimî’nin Sünen’i derece bakımından diğer sünenlerden daha aşağı değildir; bilakis Kütüb-i Hamseye dâhil edilecek olsa, İbn Mâce’den daha önce gelir. Çünkü birçok yönüyle İbn Mâce’nin Sünen’inden daha iyi konumdadır.[77] İbnu’s-Salâh (ö.643/1245), Nevevî (ö.676/1277), Salâhuddîn Halîl el-‘Alâî (ö.761/1359) ve İbn Hacer gibi âlimler, Dârimî’nin Sünen’inin, Kütüb-i sitte’nin altıncı kitabı olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağı görüşündedirler.[78] el-‘Alâî,  ayrıca ‘Sünen’de mürsel ve mavkûf hadisler bulunuyor olsa da, zayıf ricâli az, şâz ve münkerleri nadirdir’ demektedir.[79] Bununla beraber Irâkî (ö.806/1403) Dârimî’nin Sünen’indeki hadislerin bir kısmı mürsel, munkatı’, mu’dal ve maktû’ olduğunu belirtir.[80] El-Bikâî (ö.885/1480) de aynı şeyi söyler.[81] Muhammed b. İsmail el-Emîr es-San’ânî, daha da ileriye giderek onda mevzû rivâyetlerin de bulunduğunu ifade eder.[82] Bizzat Dârimî’nin kendisi de bazı hadislerin mürsel[83], munkatı’[84] dolayısıyla zayıf olduğunu belirtir; bazı hadisleri diğerlerine tercih eder.[85] Ayrıca Dârimî’nin bir kısım râvileri de tanınmamaktadır. Dolayısıyla bu râvilerin rivâyet ettikleri hadisler zayıftır.[86] Aslında Sünen türü eserlerde genel olarak sıhhat yönünden her tür hadis bulunabilmektedir.[87] Hüseyn Selîm Esed’in değerlendirmesine göre Sünen’deki hadislerin 2185′i sahih, 278′i hasen, 226′sı da isnad yönünden zayıftır.[88] Netice itibariyle Dârimî’nin Sünen’inde pek çok sahih hadisin yanı sıra hasen, zayıf, hatta bazı âlimlere göre mevzû hadislerin de bulunduğunu söylemek mümkündür.[89] Fakat mevzû denebilecek rivayetler yok denecek kadar azdır. Dârimî’nin genel olarak sıhhat yönünden değerlendirmeye tâbi tuttuğu rivâyetlerin sayısı çok azdır. Sükût edip değerlendirme ifadeleri kulanmadığı hadisler ona göre ma’mûlun bihtir.


***

[1] İbnu’s-Salâh, Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetu İbni’s-Salâh), th. Âişe Abdurrahmân, Kahira trs., (Dâru’l-maârif), s. 184.

[2] Çakan, Hadis Edebiyatı, s. 25-26.

[3] Çakan, İsmail Lütfi, Hadîs Edebiyâtı, İstanbul 1996, s. 26.

[4] Geneli itibariyle böyle olmakla beraber, Dârekutnî’nin Sünen’i gibi bunun istisnasını teşkl eden sünenler de vardır.

[5] Daha fazla bilgi için bk.  Koçyiğit, Talât, Hadis Tarihi, Ankara 1981, s. 212-213; Yardım, Ali, Hadis II,İzmir 1982, s. 59.

[6] Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, I, 496-497.

[7] Aynı yer.

[8] Ed-Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, trc. Mehmet Erdoğan, İstanbul 1994, I, 488-497.

[9] Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, I, 496-497.

[10] Leknevî, Ecvibe, s. 90, (muhakkik Abdulfettah Ebû Ğudde’nin dipnottaki notu.)

[11] Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, I, 496-497.

[12] Bu zâtın nisbesi Kutay’î değil Katî’î’dir. (Bustanu’l-muhaddisîn, s. 68-69) Katî’a, Şerîa vezninde, Bağdat’taki, devlet yöneticilerine oturmaları için tahsis edilen birtakım mahallelere verilen isimdir. (a.g. yer.).

[13] Talâi’u’l-Müsned, s. 22

[14] Tabakatu’ş-Şâfiîyyeti’l-kübrâ, I, 203.

[15] Bk. Hadis Edebiyâtı Tarihi, s. 85.

[16] Abdurrauf’un anılan makalesi, s. 26. Talâi’u’l-Müsned, s. 27’den naklen.

[17] İmam Malik’in hayatı için bk. Zehebî, Siyer, VIII, 48-135; Tezkire, I, 207-213; İbn Hacer, Tehzîb, X, 5-9.

[18] Misaller için bk. İtr, el-İmam et-Tirmizî ve’l-muvâzene, s. 337.

[19] Bk. Süyûtî, Tenvirü’l-hevâlik, I, 5.

[20] Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, s. 305, dn. 2.

[21] Bk. ed-Dihlevî, Huccetu’llahi’l-bâliğa, I, 281.

[22] Bk. İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 504.

[23] Bu konuda Bk. el-Guneymân, Delîlu’l-kâri ilâ mevâzıi’l-Hadis fî Sahihi’l-Buhârî, Medine, ts.

[24] es-Sa’âtî, el-Fethu’r-rabbânî, I, 15.

[25] Bk. Sahih, salât 63  ( I,304, M.F.Abdülbâki neşri ).

[26] Câmi’ sayılmak istenmeyişinin bir sebebi de bu olabilir. İhtiva ettiği hadislerin niteliği açısından “sünen” çerçevesinde kalmıştır. Sahîh-i Müslim hakkında geniş bilgi için bk. M. Y. Kandemir, “el-Câmiu’s-sahîh”, DİA, VII, 124-129.

[27] Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, s. 198-199.

[28] Bk. Müslim, M. F. Abdülbâkî neşri, IV, 2323.

[29] Bk. Nuhbetü’l-fiker Şerhi, s. 36-38; Ayrıca bk. Koçyiğit, Hadis Istılahları, s. 388-389.

[30] Bu konuda bilgi için bk. Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, s. 195-199; Sıddîkî, H. Edebiyâtı Tarihi, s. 95-96.

[31] Sıddîkî’nin Mekke’yi doğum yeri göstermesi (H. E. Tarihi, s. 104) kendisine ait bir tesbit olarak gözükmektedir.

[32] Bk. Şakir, a.g. yer, s. 84-90; İtr, a.g.e., s. 21-22.

[33] Zehebî, Tezkire, II, 634.

[34] Bk. Câmi’, V, 736; İbn Receb, Şerhu İleli’t-Tirmizî, s. 43; İtr, a.g.e., s. 55.

[35] Bk. M. F. Abdülbâkî, Teysiru’l-menfe’a, el-Fihrisu’t-tafsilî li Câmii’t-Tirmizî), 1-43.

[36] A. M. Şâkir (tarafından başlatılan baskı), Tirmizî, V, 735.

[37] Bk. M. Tuhfetü’l-ahvezî, X, 456.

[38] Bk. İtr, a.g.e., s. 214-219.

[39] Bk. Tirmizî, Salât 5; İman 17.

[40] Bustân, s. 196.

[41] Bk. ed-Dihlevî, Huccetullâhi’l-bâliğa, I, 283.

[42] Bk. Kettânî, Risâle, s. 29.

[43] Çakan, İsmail Lütfi, Sünen-i Ebî Dâvûd Tenceme ve Şerhi (Mukaddime), İstanbul 1987, s. XXVI.

[44] El-Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Bekr Ahmed b. Ali b. Sâbit, Tarîhu Bağdâd, Mısır 1343/1931, IX, 57.

[45] Ebû Dâvûd, Risâletu Ebî Dâvûd ilâ ehli Mekke, th., Muhammed es-Sebbâğ, Beyrut trs., (Dâru’l-arabiyye), s. 26.

[46] Katip Çelebi, bu sözlerin tamamını Ebû Dâvû’dun Risâle’sinden nakleder, (Keşfu’z-zunûn, İstanbul 1971, II, 1005-1006). Ancak, söz konusu ifadelerin, “sahih, sahihe benzer (şibhuhu), sahihe yakın (mukâribuhu)” kısmı, Risâle’nin Muhammed es-Sabbâğ tarafından yapılan tahkikli neşrinin Beyrut tarihsiz baskısında yer almamaktadır. Bu sözleri el-Hatîb el-Bağdâdî, kendisine ulaşan bir senetleTarîhu Bağdâd’ında (IX, 57) zikreder.

[47] Leknevî, Ecvibe, s. 74.

[48] Msl. bk. Ebû Dâvûd, Sünen, III, 29, 2573.

[49] Msl. bk. Ebû Dâvûd, Sünen, II, 23, 1269, 1270.

[50] Msl. bk. Ebû Dâvûd, Sünen, II, 50-51, no. 1377.

[51] Msl. bk. Ebû Dâvûd, Sünen, II, 228, no. 2078, 2079.

[52] Muhyiddin Abdülhamid neşrinde bu sayı farklıdır.

[53] Siyer, XIII, 214-215.

[54] Süyûtî’ye göre sâlih’den maksad, ihticac’a değil, i’tibâr’a salih olmaktır (Ebû Zehv, el-Hadis ve’l-muhaddisûn, s. 413.

[55] Kâsımî, Kavâidü’t-tahdîs, s. 232; K. Çelebi, Keşf, II, 1005; Leknevî, el-Ecvibe, s. 67.

[56] Çakan, Sünen-i Ebî Dâvûd Tenceme ve Şerhi (Mukaddime), s. XXXIX-XL.

[57] Bk. ed-Dihlevî, Huccetullâhi’l-bâliğa, I, 283.

[58] Bu eser  Abdülğaffâr Süleyman el-Bündâri ve S. Kisrevî Hasen tarafından 6 cild halinde neşredilmiştir(Beyrut, 1411/1991).

[59] Bk. Ebû Zehv, a.g.e., s. 410; Ebû Zehv bu sıralamayı esas almıştır.

[60] Ebû Zehv, a.g.e., s. 359; Kâtip Çelebi, Keşf, II, 1006.

[61] Bk. Goldziher, Müslim Studies, II, 232; Sıddîkî, H. E. Tarihi, s. 108.

[62] Bk. Nesâî, I, 167-170.

[63] Bk. ed-Dihlevî, Hucetullâhi’l-bâliğa, I, 283.

[64] İbn Mâce, Sünen, II, 1520 (M. F. Abdülbâki’nin tanıtma yazısı).

[65] Bk. Nesâî, Sünen, I, 5 (Süyûtî Şerhi); Ebû Zehv, el-Hadis ve’l-muhaddisûn, s. 419.

[66] Bk. Sıddîkî, Hadis Edebiyatı Tarihi, s. 110.

[67] Mübârekfûrî, I, 349.

[68] Ebû Zehv, a.g.e., s. 18; Sıddîkî, a.g.e., s. 115.

[69] Bk. el-Misbâhu’z-zucâce fi Zevâidi İbn Mâce, I-II (thk. Musa Muhammed Ali İzzet Ali Atiyye), Kahire 1405/1985.

[70] Bk. ed-Dihlevî, Huccetullâhi’l-bâliğa, I, 280-285.

[71] Dımaşk 1349 (ofset baskılar mutedavildir).

[72] Bk. Dihlevi, Bustân, s. 92.

[73] A. Naîm, Tec. Terc., I, 260.

[74] Mübârekfûrî, I, 349.

[75] Bk. İbnü’s-Salâh, Ulûmü’l-Hadis, s. 15.

[76] A. Naîm, a.g. yer; Ebû Zehv, el-Hadis ve’l-muhaddisûn, s. 418-419.

[77] Suyûtî, Tedrîb, I, 174; Kettânî, er-Risâletu’l-müstetrafe, s. 13; Leknevî, Ecvibe, s. 76-77.

[78] Kettânî, er-Risâletu’l-müstetrafe, s. 13; San’ânî, I, 231.

[79] Sehâvî, Fethulmuğîs, I, 87.

[80] el-Irâkî, et-Takyîd ve’l-îdâh şerhu Mukaddimeti İbn Salâh, th., Abdurrahman Muhammed Osman, Beyrut 1389/1970, I, 56.

[81] Kâtip Çelebi, Keşfu’z-zunûn, II,1682.

[82] Muhammed b. İsmail es-San’ânî, th., Muhammed Muhyiddîn Abdulhamîd, Tavdîhu’l-efkâr li-Meânî Tenkîhi’l-Enzâr, Medine-i Münevvere trs., I, 39, (Mektebetu’s-Selefiyye).

[83] Msl. bk. en-Dârimî, Sünenü’d-Dârimî, th. Mustafa el-Biğâ, Dımaşk, 1412/1991, I, 118-119, no. 422. 

[84] Msl. bk. Dârimî, Sünen, I, 344, no. 462.  

[85] Msl. bk. Dârimî, Sünen, I, 180, no. 670-671, I, 180, no. 707, I, 196, no. 725. 

[86] Örnek isimler için bk. Dârimî, Sünen-i Dârimî, Tercüme ve Tahkik: Abdullah Aydınlı, İstanbul 1994, I, 61, dn. no. 195.

[87] es-San’ânî, Tavdîhu’l-efkâr, I, 39.

[88] Bk. Dârimî, Sünen, th., Fevâz Ahmed, Hâlid el-Alemî, Beyrut 1407.

[89] Bk. Dârimî, Sünen-i Dârimî, Tercüme ve Tahkik: Abdullah Aydınlı, İstanbul 1994, I, 61.


Yorumlar - Yorum Yaz
FACEBOOK SAYFALARIMIZ

Bilgi Paylaşım
KAHTA SÖZ KÖŞEM

İNSANLIK ONURU

 

 

Vedâ Hutbesi

Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz.
Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.

Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..

Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...
Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...
Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır(borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.
Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.
Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır.
Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!
Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.
Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
Ey insanlar ! ...
Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin.
Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz.
Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın.
Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..
Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...
Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır.
Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur.
Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.
Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.
Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz.
Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin.
Ahâlinin haklarını gasp etmeyin.
Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size iki emanet bırakıyorum..Siz onlara sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanetler de Allah'ın kitabı Kur'ân ve Benim Sünnetimdır!.
Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür..
Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.
Ey İnsanlar!
Allah'a kulluk edin.
Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun.
Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!
Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem.
Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!
Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?
Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..
(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.
Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.
Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;
"Şâhid ol Ya Rabbi!"
"Şâhid ol Ya Rabbi!"
"Şâhid ol Ya Rabbi!"
Buyurur.